Film Fabrikası Forum Sinema Okulu Sinema Sözlük Sinemakale
Evreninin Sonuna Ulaşan İnsan!

GİRİŞ METNİ: “Truman’ın yolculuğu ve ulaştığı nokta birçok kişi için bir fetih, bir zafer olabilirdi. Ancak, insanoğlunun doğasındaki “bilinmeyeni ve gerçeği öğrenme” arzusunun ulaştığı ya da ulaşacağı noktayı simgeleyen bu sekansa bakılırsa Peter Weir aynı fikirde değil”

 

 Truman: Çok katmanlı film, çok amaçlı konsantre insan

 

1998 tarihli Truman Show çok katmanlı, birçok alt metin içeren bir filmdi kuşkusuz. İlk bakışta gayet güçlü bir TV eleştirisi filmiydi. Kanallar, şirketler, reklamlar, gelirler/giderler/bütçeler, reytingler, şirket yöneticileri hep söz konusu ediliyordu filmde.  Ve “gelecekte TV” üzerine öngörüler de mevcuttu. (Bir şirket tarafından evlat edilen ilk insan, ilk canlı yayın döllenmesi gibi….) Medyanın insanlar üzerine kurmak istediği egemenliği sağlamak ve ayakta tutmak için neleri feda edebileceğini de (-Onu canlı yayında öldüremezsin. – Zaten canlı yayında doğmuştu….) gösteriyordu Truman Show.

 

 Bununla birlikte günümüz “düşünür sinemacılar”ının ilgi duyduğu bir alttür olarak görülebilecek “günümüz çağdaş toplumlarındaki yetişkin bireyin dönüşümü/özgürleşmesi” hikayesiydi. Kültürel/sosyal baskılar Truman’ın çevresini sarmalamış durumdaydı. Truman istese de istemese de çalışmak, birikim yapmak, bir aile kurmak, bir şeyler satın almak, çocuk yapmak zorundaydı. Karakterimizin ağzından, bir şeyleri bırakıp gitmek istediğini defalarca duyuyorduk film boyunca. Ama bunları gerçekleştirmenin kolay olmadığını kabul ettiğini de.

 

(Ayrıca, görsel estetikte ve hikayenin süregittiği zamanda belirgin farklılık sunuyor olsa da Truman Show’un metni gerek kullanılan güç odakları ve bunların özellikleri/yöntemleri, gerekse kahramanın karşı karşıya kaldığı durumlar göz önüne alındığında, siberpunk bilimkurgu örnekleri ile ortaklıklar taşıyan içerikteydi)

 

Ve sonunda artık bir şeylerin yolunda gitmediğini ya da belki ortada bir yol değil, bir “ray”ın var olduğunu fark etmeye başladıktan sonra Truman’ın hikayesi diğer katmanlardan çok daha derin bir alt metin sunuyordu. Truman’ın çalışması, aile kurması, çocuk yapması çevrenin baskısıyla oluyordu, buradaki etki belliydi. Fakat toplumun baskısı dışında kalan bazı şeyler de kendi kontrolü altında değildi. Örneğin kime aşık olacağı? Nasıl bir işte çalışacağı? Neyden korkup, neyden kaçınıp neye ilgi duyacağı? Bu ve benzeri tercihlerin de, üzerine ilerlenen bir “ray”da ortaya çıkmış olduğunu fark etmesi zaten Truman’ın zincirlerini koparmasına sebep olmuştu. Otoriter bir anneye, ısrarcı bir eş’e, ikna edici bir arkadaşa “hayır” demek, başkaldırmak kolaydı belki. Ama Truman’ın önüne ray döşeyen bir kişi daha vardı ve bu kişi, başkaldırması kolay biri değildi. İşte Truman bu kişiyi ve onun kendisine bahşettiklerini keşfetmek durumundaydı.

 

Film Truman’ın, görece daha kolay hasımların etkilerinden kurtulması ile yola çıkıyor ve sonunda, sona kalan tek kişiyle yüzleşmesine varıyordu. Ve bu noktada artık temsil edilen birey günümüz çağdaş insanından, dönüşüme ihtiyaç duyan yetişkin bireyden biraz fazlasıydı.

 

Karşılaşılacak son kişi yaratıcıydı. Ama ondan hemen önce Truman, yaratıcısının belirlediği son noktayı temsil eden sınırı keşfetmeliydi. Evreninin sınırını….

 

Ufka toslayan yelkenliyi genel planda gösteren Weir, bu kadrajı boyarken bir şeyi özellikle vurgu yapmış gibi görünüyor: Sonsuz gibi görünen bir gökyüzü görüntüsü bu. On metre geriden bakıldığında bile ucu bucağı yokmuş gibi görünen bir görüntü. Bu sebeple Truman, çarpmanın etkisini üstünden atmayı beklemeden bu duvara yaklaşıyor, elini erişilmez gibi görünen maviliğe uzatıyordu. Ve onunla birlikte gördüğümüz şey hiçte uçsuz bucaksız değildi: Truman’ın elinin gölgesiydi.

 

İşte Weir bu sekansta fikrini açıkça belli ediyor. Önce sadece Trum