Karakter İki Kelimeden Oluşur

Sinema üzerine her konuda uzunca görüşlerini belirtmek isteyenler bu başlığa buyursunki kalabalıkta değerli yazılar kaybolmasın....
Cevapla
Kullanıcı avatarı
erkayama
Moderator
Mesajlar: 548
Kayıt: 17 Eyl 2012 12:16
Meslek: Sinema Stajyeri
Konum: İstanbul

Karakter İki Kelimeden Oluşur

Mesaj gönderen erkayama » 03 Eyl 2013 21:53

Sanarist 2 isimli pdf'ten karakter oluşturmak bölümünden bir derleme

Aşağıdaki yazılarda sık sık karakter yaratmaktan ve karakter türlerinden bahsettik. "İçe dönük - dışa donuk karakterler" "A tipi - B tipi karakterler" "Kendine güvenmeyen karakterler", vb. Tabii bir karakterle ilgili nitelikler bunlarla sınırlı değildir. Karakteriniz yardımsever mi, değil mi? Korkak mı, değil mi? Dedikoducu mu, değil mi? Özverili mi, bencil mi? Dürüst mu? Bunlar da karakterinize, hikayenizin ihtiyaçları doğrultusunda derinlik katan başka özelliklerdir. Diyelim ki bir senaryonuz için bir karakter yarattınız: bu kişinin dışa donuk, A tipi, ama korkak biri olmasını istiyorsunuz. Çünkü hikayenizi anlatabilmeniz için böyle birine ihtiyacınız var. Peki bu kişinin bu karakter özelliklerini hikayede nasıl verirsiniz? Bu karakterin kendisi için "Ben dışa donuk, A tipi ama korkak biriyim" demesi mi lazım? Ya da bir arkadaşı onun için bu sözleri mi sarf etmeli? Kesinlikle hayır! Bunlar, bir kişinin karakter özelliklerini seyirciye anlatmanın en kotu yollarındandır. (Yine de çok sıkıştığınız zaman kullanılabilirler - özellikle de ikincil ve üçüncül karakterler için. Çünkü ortalama bir hikayede her karakterin özelliğini dramatize etmek mümkün değildir. Zaman yetmez.) Filmin bas kişilerinin karakter özelliklerini göstermenin en iyi yolu, onları BASKI altında SECİM yapmaya zorlamaktır.

Karakter konusunda bu iki sözcük, büyülü gibidir: BASKI ve SECİM. Yani filmin bas kişisine, onun hayatından bir yerden bir BASKI uygulamalısınız. Dış ya da iç koşullar onu belirli bir konuda harekete geçmeye ZORLAMALI. Kahramanınız, evinde koltuğunda rahat rahat otururken aklına aniden bir fikir gelip "Yahu, ben sunu şöyle yapayım" diyerek harekete geçmemeli - genelde hiç kimse böyle harekete geçmez zaten. Mutlaka bir zaruret söz konusudur. İste kahramanınızı harekete geçiren şey, BUYUK BİR ZARURET olmalı. Onu iliklerine kadar zorlamalı, terletmeli, sıkıştırmalı. Bu zorluk karsısında kahramanınızın birkaç seçeneği olmalı. Bunlardan kimi "doğru" seçeneklerdir, kimi de "yanlış" seçeneklerdir. Seyirci genelde doğru ile yanlısın ne olduğunu iyi bilir - eğer bilmiyorsa, siz onlara durumla ilgili yeterince bilgi vermediniz demektir. Kahramanınız, iste bu baskı altında yaptığı seçimle ve belirlediği hareket yönü ile kendi karakterini ortaya koyar. Ondan önce ve ondan sonra kendi kişiliği hakkında ne dediğinin hiçbir önemi yoktur. Önemli olan zor zamanlarda ne yaptığıdır. Kahramanınıza uyguladığınız baskı ne kadar büyük olursa, onun hakkında elde edeceğimiz
bilgi de o kadar gerçek ve derin olur. Kahramanınız ne kadar çok şeyi tehlikeye atarsa, o özelliği o kadar belirginleşir. Yaslı bir kadını yoldan karsıdan karsıya geçiren insanın iyilikseverliği ile kendisinin dahil olmadığı bir trafik kazasındaki yaralıları hastaneye götüren
kişinin iyilikseverliği arasında derece olarak fark vardır. Bir karakter, doğruyu söylemenin kendisine bir şey kaybettirmeyeceği bir durumda doğruyu söylerse, bu secim onun hakkında çok fazla ve önemli bilgi vermez. Ama bir kahraman, yalan söylediğinde hayatını kurtaracağı bir ortamda doğru söylemeyi tercih ediyorsa, bu secim Dürüstlüğün bu insanın karakterinin çok önemli bir parçasını oluşturduğunu gösterir.
(McKee, sayfa 101)

Bu konuyla ilgili olarak aklıma gelen ilk örnek, "Örümcek Adam 2" filminden. Filmin basında kahramanımızı zor günler geçirirken görüyoruz: Peter bir pizzacıda dağıtıcı eleman olarak çalışmaktadır. Ama anlaşılan şimdiye kadar hep islerini aksatmıştır. Bunun nedeni ise aynı zamanda Örümcek Adam olması ve insanlara yardım etmesidir. Filmin ilk sekansında, pizza dükkânının sahibi Peter'a son bir şans verir: Çok kısa bir surede, tıkanık bir trafikte, çok uzak bir mesafeye gitmesi gerekmektedir, aksi takdirde Peter, çok ihtiyaç duyduğu bu isten olacaktır (= BASKI). Peter pizzaları alır ve yola koyulur. Trafik çok sıkışık olduğu gibi diğer araçlar da onu
sıkıştırarak isini zorlaştırırlar (= BASKI). Siparişi zamanında götüremeyeceğini (ve isten atılacağını) anlayan Peter giysilerini değiştirir ve Örümcek Adam olarak pizzaları götürmeye karar verir. Peter binadan binaya sallanarak gideceği adrese doğru yol alırken iki küçük çocuğun bir topun pesinden koşarak yola fırladığını ve bir kamyonun da hızla çocuklara doğru ilerlediğini görür (= BASKI). Peter pizzaları bir balkona koyar ve çocukları kurtarır (= SEÇİM)! Bu hareketi Peter'a çok zaman kaybettirir. Peter pizzaları vaktinde yetiştiremediği için çok ihtiyaç duyduğu isinden atılır. Bu sekans bize Peter'ın başkalarını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye atmaktan çekinmeyen biri ( = bir KAHRAMAN) olduğunu, BASKI altında yaptığı bir SEÇİM ile gösteriyor. Biz de hiç düşünmeden ikna oluyoruz. Bu mesajın başka (ve yanlış) bir bicimde verilme cabası su olabilirdi: Peter bir barda tanıştığı bir kızla içki içerken ona uzun uzadıya kendisinden bahseder, "Ben aslında şöyle biriyim, böyle biriyim" diye. Kız da içkisinin üzerinden gülümseyerek Peter'ı seyreder ve aklından "Ben senin asıl niyetini çok iyi biliyorum" cümlesi geçer. Bir başka örnek de "Matrix"ten. Filmin baslarında Neo, kuryenin kendisine getirdiği telefondan Morpheus ile konuşur. Morpheus onu kendisini tutuklamak üzere gelen Ajanlara karsı uyarır. Neo da onun sözünü dinleyerek ajanlardan bir sure kaçar, binanın dışına çıkar. Çok kritik bir anda, bir pencerenin kenarından sallanırken (arkasında Ajanlar, önünde binadan düşme tehlikesi = BASKI) Neo kaçmaktan vazgeçer ve teslim olur. Neo'nun bu anda yaptığı SECİM, onu film boyunca takip edecektir. Ta ki filmin finalinde, kendisine gerçekten İNANARAK Ajanları alt edene kadar. İste tam o anda Neo "Seçilmiş Kişi" hüviyetini kazanır, daha önce ise sadece bir adaydır. Çünkü bunu baskı altındaki seçimleri ile kanıtlamış değildir.

Bu durum gerçek hayatta da böyledir aslında. İnsanların size ne kadar "canım, cicim, dostum, sevgilim" dediği önemli değildir. Önemli olan, ZOR zamanlarda (= BASKI) o "canımın, cicimin" ne yapmayı tercih ettiğidir (= SECİM): Kaçıp gidiyor mu, kalıp dayanıyor mu? Uzaktan seyrediyor mu, yoksa yardım mı ediyor? Yalana başvurup paçayı kurtarıyor mu, yoksa doğruyu söyleyip sıkıntıya mı katlanıyor, vb.
* * *
Kahramanınızın hangi özelliğini on plana çıkarmak istiyorsanız, ona uygun bir baskı oluşturmanız gerektiğini unutmayın. Cesaretini göstermek istediğiniz bir insanın yardımseverliğini gösterirseniz, izleyici "Ne oluyoruz?" der. Ya da bir insanın korkaklığını göstermek istiyorsanız onu korkutucu bir ortama koyun, eğlenceli bir ortama değil. Bu tur baskılar genelde film boyunca devam eder ve en büyük baskı filmin doruk noktasında gelir. Ama o zamana kadar kahraman hakkında az çok bir fikir edinmiş olmamız gerekir. Bu da filmin yaklaşık ilk 10 dakikasında edinilir. İşte bu ilk 10 dakikaya, kahramanınızın film boyunca tekrar tekrar sorgulanacak karakter özelliği ile ilgili baskı dolu bir sahne koymanız yerinde olur.
Ben sana sinema yapma demiyorum. Yap ama hobi olarak yap!!

Cevapla

“Makaleler” sayfasına dön