Yönetmen kimdir, nedir? Yönetmen neyi yönetir?

Yönetmenler ve Filmografileri üzerine kritikler, yorumlar ve her türlü fikir bildirgeç alanı.
Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Yönetmen kimdir, nedir? Yönetmen neyi yönetir?

Mesaj gönderen Görkem » 10 Kas 2010 11:03

Daha çok Mahsun üzerine yapılan tartışmalardan meyil alaraktan bu başlığa ihtiyaç duyduğumuzu hissettim ama aslında bu soru, Mahsun'un kim ve ne olduğundan çok daha önemli ve geniş bir konuya işaret ediyor. Bununla da ilgili uzunca bir yazı yazmışlığım vardı ve çok keyif alarak incelemiştim meseleyi.

Yine uzunca bir metin yazmayayım, direk özet geçeyim:

Yönetmenin etkinliği, yetkileri vs.si duruma göre büyük değişimler gösterir arkadaşlar bir kere. Yani aslında konuyu bulandırmak isterseniz sizi bol miktarda sıradışı örnek ve istisnadan fazlasını teşkil edecek gariplikler bekler. Yani ben bir tanım yapıp meselenin sınırlarını çizmeye çalışsam en ılımlı tanımlamaya bile uymayacak birçok örnek bulup fikrimi geçersiz kılabilirsiniz. O nedenle yönetmenin yetkileri, sorumlulukları, görevleri vs.sini özetmelek güç pratik dünyada.

Ama bu durum, yönetmenliğin kayıp ve belirsiz bir meslek olduğu anlamına gelmez. Peki nedir bunu mesleği özetlemenin yolu?

2 belirteç yeterince açıklayıcı olur.

1- Senaryoda var olan ve süregiden herşeyin, nasıl biçimleneceğine "karar veren" (inşa eden değil) kişi.
2- Senaryoda var olan ve süregiden herşeyin, nasıl görselleştirileceğini (bizzat olmasa da) inşa eden (karar vermesi yetmez) kişi.

Bu ikisine hakim olan kişi kesinlikle yönetmendir. Bu anlamda sevgiliniz sizin fotoğrafınızı çekerken iyi bir kadraj ya da ışık aradığı anda bir yönetmendir. Sizin fotoğraflanmaya değer görmüştür (projesini seçmiştir), sizi belirli bi şekle sokmuştur (şöyle dur, şöyle dönki ışık gelsin vs) kadraja uygun biçimde sığdırmıştır, (olan bitenin görsel tarafını da inşa etmiştir), bu kadar. Yaptığı iş Kubrick'in 2001'i çekmesinden farklı birşey değildir. Ha, Kubrick insanın varoluşunu incelediği, Hüsniye ayrıldığında telefonundan silerken hangi küfrü kullanacağına karar vereceği fotoğrafı inşa ettiği için farklı değer sunar. ama yapılan iş aynıdır.

Eray Dinç'in, temelde bir hile olan ama niyetinin ve yaklaşımının doğruluğu ile sempati yaratan cümlesi gibi "BEn yönetmen değilim, kendi filmlerimin yönetmeniyim" söylemi ise bizi başka bir noktaya götürür. Teoride sevgiliniz yönetmenlik yapmışsa da bir yönetmen değildir. Çünkü her ateş eden silahşör değildir. 3'lük atıp sayı yapan herkesi nba'ye çağırmazlar. Peki birinin yönetmen olduğunu tescillemenin sınırı nedir?

Böyle bir sınır yoktur arkadaşlar. BU anlamda zaten Eray'ın cümlesi gereksizdir çünkü benim kast ettiğim anlamda zaten her yönetmen kendi filminin yönetmenidir. Her yönetmen, yönetebileceği projeyi seçer. Her yönetmen kendi projesinden ve üslubundan sorumludur. Bu anlamda "tescilli yönetmen" dediğimiz şey, çektiği projelerin herhangi birini, günümüz sinema anlayışı çerçevesinde var etmiş ve sinemaseverlerin muhtaplığı ile karşılaşmış herkes tescilli yönetmendir.

Peki gerçek yönetmen kimdir? Pratikte, profesyonel olarak yönetmen dediğimiz (aslında dememiz gereken) kişi, kesinlikle tür ayırımı yapmaksızın, her türlü hikayeyi, asgari türün gerekliliklerini inşa edebilir şekilde görselleştirme yeteneğine, birikimine ve becerisine sahip kişi yönetmendir.

Ve gelelim sadede. Bence yönetmenlik nedir ve yönetmen kimdir? Nadiren kendimce yaptığım bir tanımın arkasında bu kadar güvenle dururum ama bu kez inat ediyorum:

Yönetmenlik nedir? Hüsniyenin yaptığı yönetmenliktir.
Yönetmen kimdir? Her türdeki hikayeyi, en azından türün kalıplarına uygun biçimde görselleştirebilen kişi yönetmendir.

İyi yönetmen/kötü yönetmen meselesi çok derin, şimdilik girmeyelim. Devamında bakarız duruma....
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
jupiter
Raging Bull
Mesajlar: 226
Kayıt: 02 Oca 2009 10:44

Mesaj gönderen jupiter » 10 Kas 2010 15:19

Ülkede icraatın başı başbakandır.Bu icraatı bakanları ve bürokratları ile birlikte yürütür.İş tamamıyla bir ekip işidir ama göz önünde hep başbakan vardır.En çok hesap ona sorulur.İşte bir filmin başbakanı da yönetmendir.
Yönetmenin ülkesi onun filmidir.Bakanları yani kabinesi ise;görüntü yönetmeni,sanat yönetmeni,kurgucu,ışıkçı sesçi,müzik yapımcısı vs vs dir.Filmin yapımcsını bu tabloya yerleştiremedim.Ona kısaca büyük patron diyebiliriz.

Yahşi Batı’nın esprili jeneriğindeki gibi,Yönetmen namlunun ucundaki kişidir.
Yalnız ben "her türdeki hikayeyi..." konusuna takıldım.Bence bir yönetmen çalıştığı projeyi seçebilme hakkına sahip olabileceğini düşünüyorum.Sektör üzerinde bilgim olmadığı için belki de yanılıyorum.

Senaristin anlattığı hikayeyi kurgucunun da izin verdiği ölçüde gözlerinden gördüğümüz,teknik,sanatsal birikimi yanı sıra bir felsefesi hayat görüşü olan filmin en sorumlu kişisidir.Bunları yaparken belli bir üsluba sahip olduğunu hissettirmesi de bence oldukça önemlidir.

Eskiden bir oyun oynardık.Bir gazetedeki köşe yazarlarından birer paragraf okur hangi yazara ait olduğunu anlamaya çalışırdık.Bazıları o kadar çabuk belli olurdu ki.Bu oyunu hikayeler ve romanlar ile de yapabilirsiniz.Tabii ki filmler ile de.Bir sekansı izlediğinizde kafanızda hiç bir tahmin oluşmuyorsa bir üsluptan söz etmek zor olur ve bence bir yönetmenin sahip olması gereken en önemli özellilerden.Her şey görüntülerden ibaret olsaydı eğer,harika kadrajlardan oluşan anlamsız görüntüler dizisini kotarabileceğim iyi bir ekip bulur ve ben de yönetmen olduğumu iddia edebilirdim.

Neticede kalabalık bir ekibin yöneticiliğini yaptığı için idareci ve lider vasıfları olması gereken birisidir.Söylerken kolay görünüyor ama sanat dünyası içinden bir sürü enteresan insanı ekip ruhu içinde bir arada tutabilmek ve çalıştırabilmek hiç de kolay bir şey değildir tahminimce.İşte yönetmen bu zorlukların üstesinden gelmeyi kendine vazife addetmiş bir şahsiyettir aynı zamanda.
Alfred HITCHCOCK...

Kullanıcı avatarı
Vlad
Man on the moon
Mesajlar: 447
Kayıt: 04 May 2010 18:52

Mesaj gönderen Vlad » 18 Ara 2010 23:46

Yönetmen çekeceği filmi önceden izleyen kişidir.

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 19 Ara 2010 00:23

Bu konuda yerleşik bir düşüncem vardır, o da şudur;
Toplumun kabullenebileceği ve hoşlanacağı gerçekleri tespit edip veya bazı konular hakkında öznel görüşlerini ve düşüncelerini sinema aracılığıyla izleyicilere anlatıp, ortaya çıkardığı sanat eserini izleyicilerin idrak etmelerini, beğenmelerini ve kabullenmelerini sağlayan sanatçı.
http://www.ffsozluk.com/sozluk.php?proc ... &eid=35172" onclick="window.open(this.href);return false;

Farklı bir açıdan yönetmene ve film ekibine yaklaşımımsa şurda; http://www.ffsozluk.com/sozluk.php?proc ... &eid=37128" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 20 Ara 2010 11:02

jupiter yazdı:Yalnız ben "her türdeki hikayeyi..." konusuna takıldım.Bence bir yönetmen çalıştığı projeyi seçebilme hakkına sahip olabileceğini düşünüyorum.
Bu konuda bir yanlış anlama var.
Ben zaten, yönetmenin kendi projesini seçip seçemeyeceği üzerine yorum yapmaya çalışmadım. Tabii ki her sinemacı kendi projesini seçer. Kast ettiğimi şöyle açıklayayım:

Her sanatçıyı, işini yaparken 2 açıdan değerlendirebiliriz. Bir: Ne anlattığı. İki: Nasıl anlattığı. PRojeyi seçme meselesi, ne anlatmak istediğiyle ilgili birşeydir, yani birinci madde.. Benim kast ettiğim şey ise, ikinci mesele. "Her türden hikayeyi" anlatabilme, ikinci maddedeki "nasıl anlattığı" üzerine tüm tür ve üsluplar için yeterli birikim ve beceriye sahip kişi anlamında. Fincher gerilim/dramcıdır. Ama komedi de yönetebilir. Kubrick sinema filozofudur. Ama gerzek bir gençlik komedisi de yönetebilir. Hitchcock gerilimcidir ama aksiyon da yönetebilir. Farelly Kardeşler komedicilerdir ama korku da yönetebilirler. Woody Allen karekter komedisi yapar ama siberpunk yönetebilir. Sadece "tercih etmezler" Çünkü anlatmak istedikleri bunlar değildir. Çünkü hepsi gerçek yönetmendir. Sinemayla her türlü derdi anlatabilirler.

Cem Yılmaz'ın sanatsal malzemesi konuşmasıdır. Konuşmacı komedyendir. Ama istese bize bir trajedi anlatır ve bizi ağlatır. Çünkü sanatını sunuşunda enfestir bu herif. Eğer paylaşmak istedikleri dramatik olsaydı bu adam yine bu kadar muhteşem işler ortaya çıkarırdı. Aynı şey.

BUradan hareketle sanatçının neyi anlatmak/paylaşmak istediği ayrı birşeydir, bunu paylaşma becerisi ayrı birşey. Ve yönetmenlik dediğimiz mertebe, neyi anlatmak/paylaşmak istediğinizle tamamen ilgisiz birşeydir. Yönetmen, sinema sanatını/zanaatını icra edebilen kişidir. Bu da, neyi anlatmak istediğinizle endeksli birşey olamaz.
ZiTaRoF yazdı:Bu konuda yerleşik bir düşüncem vardır, o da şudur;
Toplumun kabullenebileceği ve hoşlanacağı gerçekleri tespit edip veya bazı konular hakkında öznel görüşlerini ve düşüncelerini sinema aracılığıyla izleyicilere anlatıp, ortaya çıkardığı sanat eserini izleyicilerin idrak etmelerini, beğenmelerini ve kabullenmelerini sağlayan sanatçı.
http://www.ffsozluk.com/sozluk.php?proc ... &eid=35172" onclick="window.open(this.href);return false;
Bu tanımlama, (hadi birazcık abartiim) benim kanımı dondurdu. Bu tanım/cümlede katıldığım tek bir kelime bile yok. Bölüm bolüm gidelim:

"Toplumun kabullenebileceği ve hoşlanacağı gerçekleri tespit edip" : Yönetmenin işi bu değildir, asla da olmamıştır. Bu yapımcının, tüccarın işidir. Ya da en fazla yapımcının maaşlı memuru konumunda olan tipden yönetmenlerin işi.

"Bazı konular hakkında öznel görüşlerini ve düşüncelerini sinema aracılığıyla izleyicilere anlatıp" : Bu hiç de şart değildir. Öznel görüşlerini aktarmak zorunda değildir yönetmen. İki açıdan bunu ret edebiliriz. Bir: Anlattıkları öznel olmayabilir. Bu şart değildir. İki: Yönetmen her şartta görüş de sunmaz. Bazen sadece herhangi bir tespit yapmadan sorular sormak da sinema yapmak için amaç olabilir.

"ortaya çıkardığı sanat eserini izleyicilerin idrak etmelerini, beğenmelerini ve kabullenmelerini sağlayan" : ÖYle yanlış bir söylem ki bu.... Bir kere, bu şartlar ve yaklaşımlar altında ortaya çıkmış filme sanat eseri denmesi olamaksızdır. İkincisi, idrak etmek, beğenmek tamam da "kabullenme" çok tehlikeli bir sıfat. Ne demek acaba kabullenme? "İzleyicinin filmi kabullenmesi" söylemi, çok derin ve tehlikeli bir ifade seçimi. Bunu asla kabul etmiyorum. Ama incelemeyeceğim burada, çok uzun mesele çünkü.

"kabullenmelerini sağlayan sanatçı." : Sanatçı? Yönetmen bir sanatçı olabilir, evet. BU nasıl olabilir? Senin yaptığın tanımlamadaki belirteçlerin tamamen aksini içeren sinemacı sanatçı olabilir. BU kelimeyi, en yanlış yerde kullanmış durumdasın. Ancak ve ancak izleciye göre üretip biçimlendirmeyen, asla ekonomik/popülist nabız tutmayan, öznel davranmayıp objektif olabilen/empati kurabilen, insanlara birşeyi beğendirme ve kabullendirme çabasında bulunmayan kişi sanatçı olma şansına erişebilir.
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
kykgm
Dr. Jekyll and Mr. Hyde
Mesajlar: 854
Kayıt: 18 Haz 2010 08:56

Mesaj gönderen kykgm » 21 Ara 2010 00:36

I think yönetmen ,bir filmi beyninde çekmiş ,bitirmiş ( mekan ,sahne ,oyuncu ,kostum ,karakter,ışık ,senaryo ,v.s herşey dahil)sonradan kamera önüne döken dahidir......
Yaş, milliyet yada özgeçmiş önemli değil; önemli olan söyleyecek bir şeyin olması.




^^KYKGM^^

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 21 Ara 2010 01:03

@Görkem
"Yönetmen nedir?" diye sorup, büyük resme baktığımda zihnimde oluşan tanımdı yukarda yazdığım. Ancak tanım düşündüğümden farklı algılanmış. Tek tek açıklayayım ne demek istediklerimi;

"Toplumun kabullenebileceği ve hoşlanacağı gerçekleri tespit edip" : Toplum tarafından kabullenebilecek ve hoşlanılabilecek gerçekler nedir? Örn; Yapay zekayı keşfettiğimizde, insanlığın ölüm fermanını imzalamış oluruz. (Matrix, Terminatör) Bu önermeyi birer birey olarak hepimiz kabullenebiliriz. Ama yönetmenlerinin ortaya çıkardığı filmleri izlerken bu önermenin sunumu hoşumuza gider. Hoşlanabileceğimiz gerçeklikler yönetmen tarafından önümüze serilmiştir.

"Bazı konular hakkında öznel görüşlerini ve düşüncelerini sinema aracılığıyla izleyicilere anlatıp": Burdaki öznel görüşlerden kasıt, yönetmenin yaşam felsefesinde kendine yer edinmiş fikirler olabilir. Mesela, şu deyimden ilham alarak bir film yapsın bu yönetmen; "Samanlıkta iğne aramak" Sadece deyimdeki anlamı aktarırsa filmine, o zaman genel görüş olur. Aklı başında bir yönetmende genel görüşü olduğu gibi anlatmaz. N'apar peki? Deyime öznel görüşünüde ekleyip öyle anlatır. Mesela şöyle; "Koca Amerika'da tek kolu takma/protez olan bir adamı aramak, samanlıkta iğne aramaya benzer. Lakin, azimle s.çan taşı deler, yinede bulur o iğneyi." Bkz; Kaçak(The Fugitive)

"kabullenmelerini sağlayan sanatçı."; Bu kabulleniş; görsel, işitsel ya da filmin anafikri olabilir. Hatta oyuncu yönetimi, ışık, dekor, kostüm, kameranın yeri, yani herşey olabilir. Çünkü filmin yönetmeni bu saydıklarımın hepsinin baş mimarıdır. O nasıl istediyse ekipde bahsolunan konuyu öyle işlemiştir.

Birer izleyici olarak, seyrettiğimiz çoğu filmin bazı ögelerini ya da tamamını kabullenmişizdir. Öyle ki bazen şöyle cümleler çıkar ağzımızdan; "Filmde tek bir gereksiz sahne yok. Tek bir sahne şöyle olmasaydı, film asla böyle olmazdı" gibisinden.

Ayrıca şu cümleye katılmıyorum.
Görkem yazdı:Ancak ve ancak izleciye göre üretip biçimlendirmeyen, asla ekonomik/popülist nabız tutmayan, öznel davranmayıp objektif olabilen/empati kurabilen, insanlara birşeyi beğendirme ve kabullendirme çabasında bulunmayan kişi sanatçı olma şansına erişebilir.
Bu cümle bana göre, arz-talep çarkına sokulan bencillik çomağı gibi. Neden mi?;
Sanat dallarını bir hatırlayalım.
-Edebiyat
-Müzik
-Resim
-Heykel
-Tiyatro
-Dans
7. Olarak Sinema eklenebilir.

Bu sanat dallarının biriyle ilgilenen bir insan, sanatını icra ettiğinde ortaya çıkan eseri ne yapar? Turşusunu mu kurar? İnsanlara gösterir, duyurur. İnsanların eseri beğenmeleri sanatçının gururunu okşar. İnsan, beğenebileceği sanat eserleri görmeyi ya da işitmeyi arzular. Sanatçıysa insanların beğenecekleri eserler üretmeyi, talebi karşılamayı ister.

Beğenilme kaygısı gütmeden ortaya çıkarılmış eserler, yaratıcısının boş zamanlarını değerlendirdiği hobisel aktivitelerin ürünüdür.(Bence) Ha sonradan sonraya bazı insanlar çıkıp, onun çok anlamlı bir sanat eseri olduğunu savunabilir. Ama yaratıcısı sanat amacıyla üretmemiştir "o"nu.

Yönetmen ise ne yaptığının bilincindedir her zaman. Ve "benim filmimi beğendirme kaygım yok" diyen her yönetmen ya yalan söylüyordur, ya da yönetmenlik boş zamanlarını değerlendirdiği ilginç bir hobidir. Ama sinema hobi olamayacak kadar değerli ve önemlidir.

Saygılar..

Kullanıcı avatarı
HHK
Braveheart
Mesajlar: 1245
Kayıt: 01 Nis 2010 21:55
Konum: İstanbul

Mesaj gönderen HHK » 21 Ara 2010 01:31

"ortaya çıkardığı sanat eserini izleyicilere idrak etmelerini, beğenmelerini ve kabullenmelerini sağlayan sanatçı."

sanat eserini kabullenmediğimiz kişi yönetmen olmuyor mu yani. Ona yönetmenlik olgusunu biz mi veriyoruz.


Senin yazdıklarından sanat, toplum içindir anlamı çıkardığım sanılmasın ama bir de sanat, sanat içindir diye bir akım var.

O koyu yazdıkların tamamen yanlış. Kaygılandım şimdi. Beğenme nedir? Kime göre beğenme? Hangi zamana göre beğenme? Hani her döneme hitap etme ya da bu çağ beni anlamıyor söylemleri vardı? Hani bazı sanatçılar bulunduğu devirde canından bile olmuştu ki yaptıklarından o kadar nefret edildi; şimdi gözbebeğin değil mi?

Sanatçı sınırlandırılabilen, bazı kesimlerin yön verdiği ve olgusunun tamamen bazı kesimlerin belirlediği acayip bir mahluk mudur, şebek midir, üçkağıtçı mıdır, kapital midir vs vs vs...

Çok yanlış cümleler var. Görkem değinmiş zaten.
- Şunu bir dene...
- Nedir bu?
- Tüm dualarının karşılığı diyebilirim.
Gia (1998)

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 21 Ara 2010 01:58

HHK yazdı: Sanatçı sınırlandırılabilen, bazı kesimlerin yön verdiği ve olgusunun tamamen bazı kesimlerin belirlediği acayip bir mahluk mudur, şebek midir, üçkağıtçı mıdır, kapital midir vs vs vs..
Sanatçı, kuyruğu kapana kısılmış bir fare değil, özgürce sanatını yapabilendir bana göre.

Yazdıklarımı benimsemenizi istemiyorum sizden. Yazılanlar sadece benim doğrularım, gözlemlerinden yaptığım çıkarımlar veya yerleşik düşüncelerim olabilir. Düşüncelerimizi belirli bir saygı çerçevesinde tartışmayı istiyorum. Böylece sanatın, sanatçının, yönetmenin; kime göre ne olduğunu anlamış oluruz. Görkem'in bu konuyu açmasındaki sebepte bu olsa gerek.

Kullanıcı avatarı
HHK
Braveheart
Mesajlar: 1245
Kayıt: 01 Nis 2010 21:55
Konum: İstanbul

Mesaj gönderen HHK » 21 Ara 2010 02:31

Olay, benimsemek değil; ne güzel ortaya farklı birşey sundun. Forumun gerekliliklerinden biri de bu olsa gerek. Saygıda bir kusur işlediğimi düşünmüyorum. Özellikle bu konuya çok özen gösteririm.
- Şunu bir dene...
- Nedir bu?
- Tüm dualarının karşılığı diyebilirim.
Gia (1998)

Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 21 Ara 2010 10:08

Saygıda kusur vs. sohbetini kapatalım lütfen. Kİmsenin kimseye saygısızlık ettiği yok, rahat olun, sohbetimizi yapalım....
Ömrünü bu meselelere adamış profesörlerin, filozofların bile içinden çıkamadığı konuları tartıştığımızı da unutmayalım.

Şİmdi bu "beğendirme" olayı aslında sanat ve zanaat arasındaki ayırımda en önemli maddelerden birini teşkil eder. Bir ara uzun uzun yazmıştım üzerine. Sanat eseri dediğimiz şey ilk, "sadece estetik kaygı" güden üretimdir. Zanaat eseri, birbirinin aynısı olarak çok syaıda üretilen "kullanışlılık" kaygısı güden üretimdir. Buradan hareketle ilk olan herhangi birşeyi yeryüzünde tek bir kişi bile estetik bulmuş ise o üreitm en azından o kişi çin sanat eseridir, notka. Bu kesindir. sana göre olmayabilir çünkü sana göre estetik değildir bu üretim, eyvallah. Sorun yok.

Ama günümüz filmleri artık seri üretim halinde imal edilen, belirli birçok şablonu uygulayan özelliktedirler. Sanat eseri değillerdir. Estetik olablirler ama ilk değillerdir. Temelde taklittirler. Bu filmlerin yönetmenleri de sanatçı değillerdir. Zanaatçılardır. Çoğu yani....

Aslında konumuz bu değil ama şundan belirttik bunları. Sinemacının üretme güdüsünü incelersek kimin sanatçı kimin zanaatçı olduğunu anlayabiliriz: Eğer yönetmen anlatacağı şeyi, izleyiciler rahat ve kolayca anlatsın kaygısıyla biçimlendirirse o film zanaat eseri olur. Örnek: Nolan, Akıl Defteri filmini, "bu hikaye geriye doğru gidiyor ama tersten anlatırsak kimse bir halt anlamaz, gel biz bunu doğrusal kurgulayalım hafız, ne dersin?" dediği anda konu kapanmıştır. Zanaat eseri. Ama Memento gerçek bir sanat eseridir bana göre. Çünkü 1: Çok estetiktir. (Birçok kişiye göre hiç estetik değil. Ve o kişilere göre bu bir sanat eseri değil) 2: Bir ilk. Tamamnı tersten akan film.

Şİmdi, senin (zitarof) temel ilgi gösterdiğin konuya gelelim. Beğenme meselesi....

Akıl Defterini sokaktan çevirdiğimiz 100 kişiye izletsek 90'ı "bu ne yahu? Anlamadım ben bişi...." der ve konu kapanır. Anlaşılamayan filmin ne sanatı ve zanaatı vardır. Çöptür o. NOlan bunu önemsemiş midir? Hayır. Senin dediğin gibi "benim filmimi beğendirme kaygım yok diyen yalan söyler" söylemi doğru değil. Bu bir kumardır. 100 kişiden 1'er birim, toplam 100 birim beğeni alıp gisteirme giridkten 1 ay sonra unutulacağına, 5 kişiden 25'e birim beğeni, toplamda 125 birim beğeni görüp kült olur yıllar yılı hatırlanırsın. Sinema kitaplarına girersin. Ama bunu elde etmenin yolu benim söylediğim türden "beğenilme kaygısı gütmeme"ye bağlıdır. Yani beğeni kaygısı öyle çok net birşey değil. Ve Nolan, bu tersten anlatma olayını kimse beğensin ya da beğenmesin diye yapmamıştır. Bizleri, beğenelim ya da beğenmeyelim, bu hikayeyi böyle izlemeye zorlamıştır. Beğenip beğenmeyeceğimizi bilemez çünkü örneği yoktur bunun. Nasıl bir tepki vereceğimizi bilemez. Sayısız fim, çağlarının çok ilerisinde olduğundan tapkilerle karşılanmış ancak ilerleyen zamanlarda başyapıt ilan eidlmiştir. Belki Memento da böyle olacaktı? NOlan bir kumar oynadı. Ama kazandı çünkü anlaşıldı ki sinema izleyicisinin görsel eğitimi ve birikimi, bu karmaşık bulmacağı çözmek için yeterince gelişmişti....

Özetle.... "Beğenilme kaygısı" senin bahsettiğin kadar net birşey değil. Tescillenmiş, paket/hazır beğenileri sanatçılar (hatta en azından sanatçı ruha sahip üreticiler) asla önemsemezler. Bazen girişimleri estetik görünmez, kaybedebilirler. Fazla cesaret aptallıktır. Ama mutlaka değerleri anlaşılır.

Ha, tüm bunların yönetmenlikle ne ilgisi var? Sen yönetmenin üretme güdüsü üzerine bana göre çok yanlış olan şeyler söyledin, oradan geldik. BU noktada da çok kısaca şunu söyleyeyim, birinin yönetmen olup olmadığının sanatçı olup olmamasıyla çok ilgisi yoktur. Çünkü sanatçı yönetmenle zanaatçı yönetmen arasında çok belirgin bir değer farkı olduğunu çok dşünmüyorum. Üreten kişi "iletmen" olmasın yeter....
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
sickman
Site Admin
Mesajlar: 3658
Kayıt: 03 Eyl 2008 18:03

Mesaj gönderen sickman » 21 Ara 2010 12:20

Beğenilme kaygısı olmayan yönetmen ya da sanat insanı bilmiyorum ben. "Bu filmi beğenilmek ya da alkışlanmak için çekmedi", hadi canım sende. Beğenilme isteği olmayan adam film çekmez bir kere, ne yönetmen olur ne oyuncu. Ayrıca bu kötü bir şey de değil ki, öcü falan değil yani, başarılı olan adamların çoğunda böyle bir hırs vardır. Bu istek ve bu isteği belli etmeme durumu birleşince zaten gaz ve toz bulutu etkisi yapıyor.

Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 21 Ara 2010 12:30

Beğenilme kaygısı gütmeyen kimse tabii ki yoktur. Ama "Beğenilme kaygısı" dediğimiz şeyi biraz kalıplaştırmışsınız gibi geliyor bana. İzleyicinin daha önce beğendiği şeyi sunmak da beğeni kaygısıdır. "Bakın böyle daha güzel olacak, yepyeni birşey, izleyin bakalım" demek de beğeni kaygısıdır. İkisi de beğeni kaygısı güdülerek yapılmış ama sizce ikisi de aynı şey mi?
Beğeni kaygısı başka şey, bir eseri insanların hazır beğenilerine göre biçimlendirmek ayrı şey.
BU anlamda "Beğeni kaygısı" olgusunun bu başlıkta hiç yeri yok, adı bile anılmasa olur yani.
Mesele beğeni kaygısı değil. Dediğim gibi, ürettiğin filmi hazır beğenilere mi dayandırıyorsun yoksa yeni beğenilere mi yelken açıyorsun?
Buna ne dersiniz?
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
sickman
Site Admin
Mesajlar: 3658
Kayıt: 03 Eyl 2008 18:03

Mesaj gönderen sickman » 21 Ara 2010 12:52

Adam haklı.

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 22 Ara 2010 01:43

Görkem yazdı:Buradan hareketle ilk olan herhangi birşeyi yeryüzünde tek bir kişi bile estetik bulmuş ise o üreitm en azından o kişi çin sanat eseridir, notka. Bu kesindir. sana göre olmayabilir çünkü sana göre estetik değildir bu üretim, eyvallah. Sorun yok.
Burdan şu sonuç çıkar; "Bir eserin, sanat eseri olup olmadığı görecelidir." Doğru söze ne denir.

Görkem yazdı:Ama günümüz filmleri artık seri üretim halinde imal edilen, belirli birçok şablonu uygulayan özelliktedirler. Sanat eseri değillerdir. Estetik olablirler ama ilk değillerdir. Temelde taklittirler. Bu filmlerin yönetmenleri de sanatçı değillerdir. Zanaatçılardır. Çoğu yani....
Kısmen doğru. Birer sinemacı(yönetmen) olarak, doğruluğu ispat edilmiş sinema kuramlarının izinden gideriz. Sana göre "zanaatkar"lar, bana göre "gelenekçi yönetmen"ler. Mesela coen kardeşler buna örnek gösterilebilir.

Bazılarımız, kuralların dışına çıkır yeni teknikler geliştirmeye çabalarız. Kurallara kısmen bağlıyızdır(Bunlar, anlatı teknikleri, kadrajlama vs olabilir.) Neticede hiç bir yönetmen tüm kuralları çiğneyerek yol katedemez. Ama bazı kurallarla oynayıp değiştirebilir, yenileyebilir. Böylece sanatçı sıfatına erişmiş olur. Bu yönetmen tipine "geleneklere pamuk ipliğiyle bağlı yenilikçi yönetmen" diyebiliriz sanırım(Mesela C. Nolan). Çünkü geleneklerden tamamen koptuğunda ortaya çıkan iş, senin de dediğin gibi çöptür. Buraya kadar hemfikiriz.

Görkem yazdı:Nolan, bu tersten anlatma olayını kimse beğensin ya da beğenmesin diye yapmamıştır. Bizleri, beğenelim ya da beğenmeyelim, bu hikayeyi böyle izlemeye zorlamıştır. Beğenip beğenmeyeceğimizi bilemez çünkü örneği yoktur bunun. Nasıl bir tepki vereceğimizi bilemez.
Ama öngörebilir. Ben Nolan'ın yerinde olsaydım, Memento'nun tüm detaylarını tasarlayıp filmi tamamladıktan sonra, sigaramı yakıp filmimi izlerken şöyle düşünürdüm heralde; "Hmm. Bugüne kadar denenmemiş bir teknik denedim. Bunu beğenmeyen, anlamayan insanlar olacaktır. Umrumda değil. Ancak, filmimi izleyip beğenen, filmimi anlayan insanlarda çıkacaktır. Belki de denediğim teknik ilerleyen yıllarda yeni yönetmenlerce kullanılır. Böylece geliştirdiğim teknikler gelenekselleşerek sinema tarihinde ismimle beraber yerini alır..."

Görkem yazdı:NOlan bir kumar oynadı. Ama kazandı...
Bana göre Nolan'ın (ya da yeni teknikler deneyen bir yönetmenin) yaptığı kumar değil risk almaktır. Bu risk denenen tekniğin kullanıldığı filmi beğenmeyeceklerin ve beğeneneklerin ne kadar olacağıyla ilgilidir. Yönetmen gelecek tepkileri tam olarak kestiremez çünkü önceden denenmemiştir. Ama gelecek tepkileri tahmin edebilir, sezebilir. Bir yönetmen(ya da herhangi bir insan) ne kadar ileri görüşlü olursa, başarıya da o kadar yaklaşır.

Görkem yazdı:Özetle.... "Beğenilme kaygısı" senin bahsettiğin kadar net birşey değil. Tescillenmiş, paket/hazır beğenileri sanatçılar (hatta en azından sanatçı ruha sahip üreticiler) asla önemsemezler. Bazen girişimleri estetik görünmez, kaybedebilirler.
Beğenilme kaygısı bence çok net. Neden mi? Varsayalım ki; ben bir film yönettim ve bu filmi izleyen 10 kişiden 8'i filmi beğendi(Sayılar orantılı değişkenlik gösterebilir. Örn; 1.000.000 kişiden 800.000 kişi), deyim yerindeyse bağrına bastı. Beğenmişlerdir çünkü anlatmak istediklerimi anlamışlardır. Diğer 2 kişi beğenmemiştir, umrumda olmaz. Bu duruma ikincil gözlerden(eleştirel gözler olabilir) bakıldığında "film seyirci tarafından beğenildi" diye anılır. Beğenmeyen 2 kişi görmezden gelinebilir yani. Genel görüş olumludur. 2 kişiyi kim takar?
Görkem yazdı:...ürettiğin filmi hazır beğenilere mi dayandırıyorsun yoksa yeni beğenilere mi yelken açıyorsun?
Şahsen, geleneklere pamuk ipliğiyle bağlı yenilikçi beğenilere dayandırırım.

C. Nolan'ın Memento'su yerinde bir örnek olmuş. Bu yüzden film hakkında sana kişisel bir sorum var; "Nolan'ın yerinde olsaydın, Memento'nun tüm detaylarını tasarlayıp filmi tamamladıktan sonra, sigaranı yakıp filmini izlerken neler düşünürdün?

Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 22 Ara 2010 09:53

Muhtemelen "İnce kurguyu tekrar yapmam lazım" diye düşünürdüm. Notlarımda 26 çekimin 0,2 saniye daha kısaltılması, filmin rengi üzerine birkaç seçenek daha denenebileceği, jenerikteki fonttan emin olup olmadığım, müzğin bazı anlarda bir volüm daha arttırılabileceği üzerine notlar da elimde olurdu. Zırt pırt kurgucumu, görüntü yönetmenimi arayıp birşeyler ve fikirlerini sorar tüm ekibi, son kurgunun bitişinden 1 yıl sonra bile başlarının etlerini yemekten delirtmiş ve "offf! Hala bitmedi mi kardeşim şu proje?" dedirtecek seviyede rahatsız ediyor olurdum. Kitaplığımda ya da pc'mde İnception'un tretmanını her görüşümde kapatır ya da bir kenara fırlatır "sen bekle bakalım daha" der filmdeki siyah beyaz kısımların kaba kurgudkai oranını tekrar düşünür, yeterli dengeyi sağlayıp sağlayamadığımı düşünüyor olurdum.

Kısacası hiçbirşey düşünemezdim. 10/10'luk değil 10/11'lik bir proje inşa etmeye çalışıyor olurdum. Birileri de kafama bir tuğla vurup "artık tamam, yeter! BU proje bitti!" diyene kadar bu süreç devam ederdi.

Gösterime çıktı mı? Kaçacak delik arıyor olurdum....
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 22 Ara 2010 21:30

Bu da bir bakış açısı ama teknik konular hakkındaki düşünceleri kastetmemiştim. Filminin insanlar üzerinde yaratacağı etki hakkında ki düşünceleri ve öngörüleri sormuştum.

Yine de bu hoş sohbet için teşekkürler.

Çoğu yönetmen bahsettiğimiz bu konuları kafa patlatmaya değer bulmuyor. En basitinden, herkesin "yönetmen" sıfatını kullanarak, jeneriğe adını yazıp kısa filmini paylaştığı şu forumda, bu konulara kayıtsız kalması epey ilginç...

Kullanıcı avatarı
Görkem
The man who knew too much
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 20 Şub 2011 03:41

Başlığı baştan sona tekrar okudum da.... :) Hoşuma gitti. Teşekkür benden.

Ve aklıma bir şey daha geldi: Bir yönetmenin, oyuncusunu yönetmesi ile ilgili "müdahale hakkı" oldukça karmaşık bir durum sanırım, duyduklarım dışında çok fazla bilgim yok. Ben kendi projemde oyuncumu bayağı yordum, oyuncum da beni bayağı yordu. Ama bu yorma, hep daha iyiyi elde etme amacı güdüyordu, kimse rahatsız olmadı. Ama şahsen ben, aradığım performansı alma konusunda oldukça ısrarcıyım galiba. Ha, oyuncumdan aklımdakinden daha iyi performans alırsam da hayır demem tabii ki.

Ama bana göre verilen performans uygun değil ise (bana göre gerekenden daha iyi ya da kötü anlamında değil, sadece farklı) oyuncum ise o rolün/çekimin/sekansın öyle oynanması gerektiğini düşünüyor ve benim istediğimi yanlış buluyor ise ne olur? Bunun cevabını bilmiyorum? Atıyorum ben biraz daha abartılı istiyorumdur, oyuncum daha minimal istiyordur. Ne olacak?
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

ZiTaRoF
Mad Max
Mesajlar: 198
Kayıt: 21 Kas 2009 04:02
Meslek: Senaryo Yazarı

Mesaj gönderen ZiTaRoF » 21 Şub 2011 02:27

Başlığın dirildiğini görünce bende okudum baştan sona, benimde hoşuma gitti. Benden de teşekkür.

Eğer bir oyuncu, bir yönetmenin filminde oynamayı kabul ettiyse, o yönetmenin isteklerini yerine getirip, onun istediği gibi oynaması gerekir. Çünkü projeyi kabul etmiştir bir kere.

Müdahale etmeye hakkı yoktur oyuncunun ama; "şu kısımda şunu şöyle yapsam" gibisinden önerilerde bulunabilir yönetmene. Yönetmen bu önerileri kabul etmediyse ve oyuncu kendi önerisi hakkında hala ısrar ediyorsa, polemiğe girmeyip yeni bir oyuncu aramak şart olmuştur.

Lakin yönetmen, o oyuncunun kalbini kırmak istemiyorsa ya da setten kovmak istemiyorsa, o çekimi; oyuncunun önerdiği biçimde ve kendi istediği biçimde olmak üzere iki farklı şekilde kayda alıp, hem oyuncunun gönlünü hoş tutabilir, hem kurgu esnasında istediği çekimi filminde kullanabilir. Yönetmen kurgudayken oyuncunun tasvip etmediği çekimi kullandığı taktirde; oyuncunun önerdiği çekimi film dvd'si tasarlanırken kamera arkasına ekleyebilir.

Sanki yönetmenlik üzerine kitap yazıyormuşum gibi hissettim bi an :)

Görkem hocam, "oyuncu-yönetmen ilişkisi ve oyunculuğa müdalahale" hususundaki düşüncelerim bunlardır. Film yönetirken(daha film yönetmişliğim, oyuncuya direktif vermişliğim yoktur ama) sorduğun sorudaki gibi bi durumla karşılaştığımda izleyeceğim yol yukarda yazdığım gibidir. Eleştiriye açıktır...

Kullanıcı avatarı
prot
Wizard of Oz
Mesajlar: 529
Kayıt: 10 Eki 2010 18:08
Konum: K-PAX

Mesaj gönderen prot » 18 Eki 2011 12:10

ZiTaRoF yazdı:Başlığın dirildiğini görünce bende okudum baştan sona, benimde hoşuma gitti. Benden de teşekkür.

Eğer bir oyuncu, bir yönetmenin filminde oynamayı kabul ettiyse, o yönetmenin isteklerini yerine getirip, onun istediği gibi oynaması gerekir. Çünkü projeyi kabul etmiştir bir kere.

Müdahale etmeye hakkı yoktur oyuncunun ama; "şu kısımda şunu şöyle yapsam" gibisinden önerilerde bulunabilir yönetmene. Yönetmen bu önerileri kabul etmediyse ve oyuncu kendi önerisi hakkında hala ısrar ediyorsa, polemiğe girmeyip yeni bir oyuncu aramak şart olmuştur.

Lakin yönetmen, o oyuncunun kalbini kırmak istemiyorsa ya da setten kovmak istemiyorsa, o çekimi; oyuncunun önerdiği biçimde ve kendi istediği biçimde olmak üzere iki farklı şekilde kayda alıp, hem oyuncunun gönlünü hoş tutabilir, hem kurgu esnasında istediği çekimi filminde kullanabilir. Yönetmen kurgudayken oyuncunun tasvip etmediği çekimi kullandığı taktirde; oyuncunun önerdiği çekimi film dvd'si tasarlanırken kamera arkasına ekleyebilir.

Sanki yönetmenlik üzerine kitap yazıyormuşum gibi hissettim bi an :)


Görkem hocam, "oyuncu-yönetmen ilişkisi ve oyunculuğa müdalahale" hususundaki düşüncelerim bunlardır. Film yönetirken(daha film yönetmişliğim, oyuncuya direktif vermişliğim yoktur ama) sorduğun sorudaki gibi bi durumla karşılaştığımda izleyeceğim yol yukarda yazdığım gibidir. Eleştiriye açıktır...
bende hortlatayım ozaman:)
yönetmen oyuncunun gönlünü hoş tutmak zorundamıdır?Yönetmenle oyuncu arasında bukadar duygusal bag kurması ,çıkan işin yönetmene mal edilecegi gerçegini kabul ediyorsak şayet, dogrumudur?.Yönetmen sette tavizkar olmalımıdır ?tam sayfayı keyifle okudum fakat aklıma şöylebi soruda geliyor.Deneysel bir teknik uygulayan bir yönetmen evet yenilikçidir.Ama pojeyi makro düşündügünüzde geçen her saat yapımcıya masraf olarak geri dönmektedir.Eger yapımcı bu işin tüccarı ise yönetmen yapmak istedigi yeni şeyleri,önce boş senete imza atarkmı uygulamaya koymalıdır?(keza gişe yapmayan bir iş yapımcıya eksi geçeceginden sıkınıtlı bir durum)yok degil ise yönetmen önce klişeleri yutmuş gişeleri hoplatmış bir yönetmen olduktan sonramı deneysel işler yapmalıdır?eger böyle ise klişe işleri neden bukadar acımasızca eleştiryoruz ozaman?
PORTFOLIO: http://xantia.cgsociety.org/gallery/908278/" onclick="window.open(this.href);return false;

Cevapla

“Yönetmenler” sayfasına dön