En Son İzlediğiniz Film

Üzerine konuşmak istediğiniz, iyi kötü, eski yeni, arşivlik, kült, vizyondaki, produksiyon aşamasındaki filmlerin hepsini bu bölümde değerlendirelim...
yusufcanbulut
The Recruit
Mesajlar: 7
Kayıt: 21 Tem 2015 15:59

Re: En Son İzlediğiniz Film

Mesaj gönderen yusufcanbulut » 22 Tem 2015 10:50

en son fransız yapımı mavi en sıcak renktir ve aşk'ı izledim bir de tree of life bir günde üç film :D

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 27 Eki 2015 08:44

memento (ikinci bakış -seyrediş- gözden kaçan bir şeyler var mı diye? -yok mu? belki de vardır. saklanmış sıcak yumurtalar... reddediş...)

jaguar mıydı o? -senin değil- tabanca, verandalı evler, belki missisipi, -hatırlıyor musun yoksa?- belleğim bir sünger gibi, avcılar, -senin bir kamyonetin var- bu gri takım da mı benim değil, ya o kadın? -o başka birinin sevgilisi- ben bilemiyorum, -hiç bilemedin zaten- bunun bir çaresi yok mu? iyileşmek için değil. sadece hatırlayıp hüzünlenebilmek için, -hatırlamak, hüzünlenmek bencilce eylemler inan bana- sana inanıyorum. hastayım ben ve hiç iyi olamayacağım -iyi olmak bir çare değil. hastalık diye bir şey yok, inan bana- sana inanıyorum.

seksenlerin sonuna doğru teknik bir arızadan dolayı olsa gerek tersten başlatılmış bir film seyretmiştim sinemada. bülent kayabaş vardı, para verip girmiştik, kimi zaman kapıda parasız bekleşirken 'girin lan' derdi biletçi. ilk süpermeni böyle seyrettiğimi hatırlıyorum. 'newyorktan kaçış'ı. bunlar kişisel değil. zamanın ruhu, değersizlik, 'ilerde bizi güzel zamanlar bekliyor, bu sıkıntılı yıllar bir an önce bitsin' düşüncesi, bitkinlik, terli gömlekler, sade gazoz, meyvalı elvan, alaska frigo. o güzel ve konforlu yıllara geldik mi yoksa? geriye doğru saran makara, hızla. ve gördüğün gibi. başladığın yermiş asıl önemli olan, vardığın değil.

Film güzel gerçekten. Gerçek sinemasever film hiç bitmesin ister. Oturduğu koltuktan hiç kalkmadan oracıkta yaşlanarak ölmek ister; hayatta geri kalan her şeyi kaçırmak pahasına. Buna değer mi? Gerçek sinemasever için değer.
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

halostendap
The Legend
Mesajlar: 4099
Kayıt: 04 Mar 2012 22:41
Meslek: komedyen
Konum: Düzce

Mesaj gönderen halostendap » 27 Eki 2015 09:08

bangkok trafiğinde aşk oluşumu'nu izledim ben de en son. güzel eğlendim, romantik komedilerden beklendiği üzere bitti ama filmin gag'ları güzeldi bence :)
eski nickim intercapiller.

Artık instagramdayım| https://www.instagram.com/halitstandup

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 27 Eki 2015 09:25

Il grido (1957) - Michelangelo Antonioni

zeki demirkubuzun etkilendiği açık. masumiyetteki kız ve adamın yolculuğu. itiraftaki sebebi açıklanmayan eşler arasındaki soğukluk. michelangelo antonioni bu filmi 45 yaşında çekmiş. başroldeki amerikalı steve cochran 48 yaşında öldüğünde bu filmin üstünden sadece 8 yıl geçmiştir. bir adamın 40 yaşı birçok şey için geç kalmış bir yaş değildir o dönem için. savaşın etkileri, yıkım, fakirlik ve moral bozukluğu olarak sürmektedir hala. umudunu hiç kaybetmeyen aldo yavaş yavaş tükenmeye başlar. oysa elinden her iş gelmektedir. kadınları kolaylıkla etkiler ama aklında olan başka biridir. aynı dönem amerikan filmlerindeki şatafata karşılık, avrupa sinemasındaki sefaleti, yıkımı apaçık gösteren bu tür filmler bizi gerçekle başbaşa bırakırlar bir bakıma. burası gerçek anlamda ziondur. babası tarafından hırpalanan küçük kız, bir tarlada toplanmış tuhaf ve yaşlı adamlara doğru koşar. içlerinden biri titreyen ellerini kıza doğru uzatır. bir sevgi işareti olarak okşamak için kolunu uzatan yabancının tuhaflığı kızı ürkütür ve babasına doğru koşar. üç ayrı ırk gibidirler. çocuklar, ebeveynler ve yaşlılar/yabancılar. insan yaşlandıkça yabancılaşır. kanıksanmış hayat, beklemediğin bir anda sana darbeyi vurur ve birikmiş benliğini elinden alır. artık bir çocuktan farksızsındır. gitme vaktin çoktan gelmiştir. benzinliği işleten kadının ayyaş babası da sorunlu biridir ve uzaklaştırılmalıdır. yaşlı birinin içmesi israftır. platona kadar gidersek, belli bir yaş üstündekileri ortadan kaldırmak gerekmektedir. bu yüzden aldo yaşlanmayı göze alamaz.

ffsözlük (2011)
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

lysander
The Recruit
Mesajlar: 21
Kayıt: 28 Nis 2016 08:52

Mesaj gönderen lysander » 16 Eki 2016 17:49

Jude law ın başrolde olduğu black sea filmini izledim. Sonu etkileyici idi. Insan doğasının sıradışı anlarda verdiği garip tepkilerden içeriyordu. Toplumsal mesaj kaygısından ucubeye dönüşmüş yerli filmlerden sonra iyi geldi doğrusu.

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 03 Oca 2017 10:18

Scario (2015) - Denis Villeneuve

İlginç bir iş olmuş. Villeneuve her türde ürün veren bir yönetmen. Oyunculara, kendilerini ispat etmeleri için sınırlı bir boşluk bırakıyor. Senaryolar çok derin değil ama işte potansiyeli olan, kendilerini ispatlamış oyuncular bir sanatçı gibi davranarak o eksik olan derinliği filmlerine veriyorlar. Enemy, Prisoners ve bu filminde bunu gördüm. Tarkovski'nin kırsalda yaptığı geniş açı manzaralı görüntüleri şehirde ustalıkla kullanıyor. O yüksek binaların arasında gezinen insanların küçüklüğü zayıflıklarını gösteriyor. Yani bir tür gizliden kıyaslama var. Karakterler her şey ile mücadele halinde. Çok yönlü, nitelikli ve derinlik verilmişler. Bu karakterleri basit olayların ortasına bırakıyor Villeneuve. Bu filmde de usta bir FBI ajanı bilmediği bir işe girince çaylak olduğunu görüyor. Verilen mücadele klasik baş kahramana uymuyor günümüz sinemasında artık. Kötüler kazanıyor genellikle, gerçekte olduğu gibi. Film her göz ile seyredilmeyi hak ediyor bence. Yönetmen adayları, senarist ve oyuncu adayları vs.
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Omerist
The Recruit
Mesajlar: 29
Kayıt: 02 Kas 2016 16:21

Mesaj gönderen Omerist » 03 Oca 2017 11:21

The Legend of Bagger
IMDB : 6.7/10

Robert Redford yönetmenliğinde ki filmin başrollerini Matt Damon ve Will Smith oynuyor.Eski efsane golfçüler Bobby Jones ve Walter Hagen'in gösteri maçında, golf'ü dünya savaşı nedeniyle bırakmış Rannulp Junuh'un hayatını anlatıyor.Kesinlikle tavsiye ettiğim bi film.

barışbilinç
The Recruit
Mesajlar: 9
Kayıt: 16 Eki 2016 13:25

Mesaj gönderen barışbilinç » 25 Oca 2017 18:12

Voyage in Time - Andrey Tarkovski
One Day in The Life of Andrei Arsenevich - Chris Marker

İki film birdendi.

TarıkAlpat
Donnie Darko
Mesajlar: 304
Kayıt: 30 Nis 2014 01:21
Konum: İstanbul

Mesaj gönderen TarıkAlpat » 25 Oca 2017 20:58

Annemle Geçen Yaz - Anna Muylaert
Filmin orijinal adı "Saat Kaçta Dönecek?" tir. Türkçe olarak bu şekilde çevrilmiştir.
Regina Case' nın oyunculuğu için bile izlenir. Gerçekten sıcacık bir film.
Alın çayınızı kahvenizi bu filmi izleyin derim.

Omerist
The Recruit
Mesajlar: 29
Kayıt: 02 Kas 2016 16:21

Mesaj gönderen Omerist » 15 Şub 2017 20:43

Arizona Dream - Emir Kusturica

Emir Kusturica'nın ilk ingilizce filmi. Johnny Depp döktürmüş filmde. Müzikleri şahane. İyi vakit geçirmek için tercih edilebilir bir film.

Kullanıcı avatarı
a.talhaorhan
The Recruit
Mesajlar: 35
Kayıt: 07 Eyl 2015 15:31
Meslek: Öğrenci
Konum: Niğde

Mesaj gönderen a.talhaorhan » 15 Şub 2017 23:18

Il Postino: The Postman

1994 yapımı İtalyan filmi benim oldukça hoşuma gitti benim gibi şiirleri seviyorsanız filmi beğeneceğinize eminim İtalya'da küçük bir kasabaya gelen sürgün edilmiş ünlü bir şair ile postacının hikayesini anlatıyor

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 21 Şub 2017 10:17

Hell Or High Water (2016) - Yön: David Mackenzie

Senaryoyu yazan Taylor Sheridan bundan önce Villeneuve'nin Scario'sunu yazmış. Aralarında benzerlikler olduğunu yazanları gördüm ama bana öyle gelmedi. Ya da "bir yazar aslında hep aynı şeyi yazar" klasik tanımlamasından gidersek olabilir. Basit diyaloglar, sade bir anlatım, monoton yaşamlar ve devasa Texas. Son çıkan diziler bizi devamlı twist görme beklentisine soktu. Bu çıtayı yukarı koymak anlamına mı geliyor? Olmamalı. Farklı kulvarlarda, kendine özgü anlatımlar olabilir. Bu filmde ilginç olan nedir; merak uyandıran, bizi çeken? Yaşlı Jeff Bridges ve ortağı arasındaki diyaloglar ile iki kardeş arasındaki diyaloglar kıyaslanabilir. Film bizi ağır bir kamyonun arkasına bağlanmış bir karavan gibi peşinden sürüklüyor. Canınız sıkılabilir belki ama uçsuz bucaksız manzaraya bakarak avunabilirsiniz. Fena değil. 2016 yılında işlerin nasıl yürüdüğünü görmek açısından belgesel tadı bile alınabilir.
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 23 Şub 2017 16:20

Nocturnal Animals (2016) - Yön: Tom Ford

Michael Shannon çok iyiydi. Genellikle öyledir. Jake de her zaman iyidir ama bu sefer maalesef öykünün kıtlığından dolayı sönük kalmış. Yönetmen imajlara yüklenmiş. Geçmişinde bolca video klip var. Çift kanaldan ilerleyen bir durum var. W.Faulkner'in "Vahşi Palmiyeler" romanını getirdi aklıma. Orada da bağımsız iki öykü akar. Roman bittikten sonra nehirde ölüm kalım mücadelesi veren mahkum ile işleri yoluna koymaya çalışan genç doktorun benzer mücadelelerden geçtiklerini görürsünüz ve tosladıkları aynı bürokrasiyi, kanunları vs.

Filmde kadının hayatı ve ona gönderilen kopya romanda olanlar birbirinden bağımsız değil. Romanı eski kocası yazmış. Ona ithaf etmiş. Amy Adams filmde de dendiği gibi çok hüzünlü bakıyor. Her şeyi var ama üzgün işte. Modern zamanların varoluş sıkıntısı mı? Risk alınmamış bir yaşam. Elinin altındaki her şeyden bu steril riski almış gibi yapıyor ama aslı gibi olmuyor işte. Okunan roman bunu bize veriyor ama o da beklentileri boşa çıkartıp yavan kalıyor.

İmajlar, göstergeler, renkler, bedenler vs. Açılıştaki tuhaflık. Seyirciyi kavrama çabası mı? Konformist, edilgen ve yapay bir kültürün pompalanması gibi göründü bana bu açılış sekansı. Kime? Oradakilere mi; hepimize mi? Bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Ucu açık olması, kolaycılığa kaçılması anlamına gelmemeli.
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 10495
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)
İletişim:

Mesaj gönderen KEzzAP » 23 Şub 2017 17:57

hegel yazdı:
21 Şub 2017 10:17
Hell Or High Water (2016) - Yön: David Mackenzie

Senaryoyu yazan Taylor Sheridan bundan önce Villeneuve'nin Scario'sunu yazmış. Aralarında benzerlikler olduğunu yazanları gördüm ama bana öyle gelmedi. Ya da "bir yazar aslında hep aynı şeyi yazar" klasik tanımlamasından gidersek olabilir. Basit diyaloglar, sade bir anlatım, monoton yaşamlar ve devasa Texas. Son çıkan diziler bizi devamlı twist görme beklentisine soktu. Bu çıtayı yukarı koymak anlamına mı geliyor? Olmamalı. Farklı kulvarlarda, kendine özgü anlatımlar olabilir. Bu filmde ilginç olan nedir; merak uyandıran, bizi çeken? Yaşlı Jeff Bridges ve ortağı arasındaki diyaloglar ile iki kardeş arasındaki diyaloglar kıyaslanabilir. Film bizi ağır bir kamyonun arkasına bağlanmış bir karavan gibi peşinden sürüklüyor. Canınız sıkılabilir belki ama uçsuz bucaksız manzaraya bakarak avunabilirsiniz. Fena değil. 2016 yılında işlerin nasıl yürüdüğünü görmek açısından belgesel tadı bile alınabilir.
Film aslında çok sert bir sosyolojik arka plana sahip.
Fakat iyi değerlendirememiş gibi geldi bana.
Fazla dialoglara bağlı. Kötü bir film asla değil. Ama eksik bir şeyler var çözemediğim.
Daha fazla hissetmek isterdim sanırım o bölgeyi.
Belki daha çeşitli karakterler gerekliydi.
Tatmin etmeyen, anlamlandıramadığım bir şeyler var bu filmde.
Youtube sinema eğitim kanalım: https://www.youtube.com/user/GerillaFilmYapimi

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 10495
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)
İletişim:

Mesaj gönderen KEzzAP » 23 Şub 2017 18:01

hegel yazdı:
23 Şub 2017 16:20
Nocturnal Animals (2016) - Yön: Tom Ford

Michael Shannon çok iyiydi. Genellikle öyledir. Jake de her zaman iyidir ama bu sefer maalesef öykünün kıtlığından dolayı sönük kalmış. Yönetmen imajlara yüklenmiş. Geçmişinde bolca video klip var. Çift kanaldan ilerleyen bir durum var. W.Faulkner'in "Vahşi Palmiyeler" romanını getirdi aklıma. Orada da bağımsız iki öykü akar. Roman bittikten sonra nehirde ölüm kalım mücadelesi veren mahkum ile işleri yoluna koymaya çalışan genç doktorun benzer mücadelelerden geçtiklerini görürsünüz ve tosladıkları aynı bürokrasiyi, kanunları vs.

Filmde kadının hayatı ve ona gönderilen kopya romanda olanlar birbirinden bağımsız değil. Romanı eski kocası yazmış. Ona ithaf etmiş. Amy Adams filmde de dendiği gibi çok hüzünlü bakıyor. Her şeyi var ama üzgün işte. Modern zamanların varoluş sıkıntısı mı? Risk alınmamış bir yaşam. Elinin altındaki her şeyden bu steril riski almış gibi yapıyor ama aslı gibi olmuyor işte. Okunan roman bunu bize veriyor ama o da beklentileri boşa çıkartıp yavan kalıyor.

İmajlar, göstergeler, renkler, bedenler vs. Açılıştaki tuhaflık. Seyirciyi kavrama çabası mı? Konformist, edilgen ve yapay bir kültürün pompalanması gibi göründü bana bu açılış sekansı. Kime? Oradakilere mi; hepimize mi? Bunun yeterli olmadığını düşünüyorum. Ucu açık olması, kolaycılığa kaçılması anlamına gelmemeli.

Bu filmi daha bir sevdim ben.
Nefret ve intikam duygularının romandaki ve gerçek hayattaki iki yorumu çok ilginçti.
Acaba birilerini öldürecek kadar nefret ettiğimiz noktalarda, nasıl içimize gömüyoruz bu duyguları?
Nefret ve intikam duygularını nasıl bastırabiliyoruz?
Youtube sinema eğitim kanalım: https://www.youtube.com/user/GerillaFilmYapimi

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 23 Şub 2017 20:01

KEzzAP yazdı:
23 Şub 2017 18:01
...........
Acaba birilerini öldürecek kadar nefret ettiğimiz noktalarda, nasıl gömüyoruz bu duyguları?
Nefret ve intikam duygularını nasıl bastırabiliyoruz?
Bilinçaltına atıyoruz ama yok olmuyor. Zizek, Psyhco filminde bodrum kat, zemin kat ve üst katı id, ego, superego olarak tanımlamıştı, şu filmlerden bahsettiği belgeselde. Bodrum kat bilinçaltı.....
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 24 Şub 2017 10:04

Morbius probleme çok yakındı. Krell projesini tamamlamıştı. Bu büyük makineyi. Artık araçlar yoktu. (Düşünce gücü ile istenilen şeyin yaratılması. Ama bilinçaltına ittirilmiş düşüncelerin açığa çıkmasıyla….) Gerçek bir icat.

- Doktor, boşver şimdi bunu.

- Ama Krell (uygarlığı) bir şeyi unuttu.

- Neyi?

- Canavarları John.

- Id’den gelen canavarları.

- Id’mi? O da nedir? Konuşsana doktor.

(FORBIDDEN PLANET)
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 24 Şub 2017 10:16

KEzzAP yazdı:
08 Tem 2009 09:05
baco yazdı:American Beauty

5-6 oldu sanırım izleyişim. Başucu filmlerimden biri. Sinematik olarak değil, beni götürdüğü yer olarak. Gerçekten 10 numara bir senaryo ve akış....
Ben de çok severim. Son yıllarda Oscar alanlar arasında en tuttuklarımdan.
Tozlu rafları karıştırırken,

G.Deleuze şöyle der: "Asla kimse çelişkiden ölmemiştir. Ve ne kadar daha şizofrenleşirse, ne kadar çok sakatlanır ve sıhhatini kaybederse o kadar Amerikanvari bir biçimde işlemektedir bu şizofrenik kapitalist toplum". Bir türlü ölememek. En büyük hazzın bu ölüm anı olduğunu sezinlediği halde ondan ölesiye korkmanın travmatik etkisiyle bütün bir hayatı dengesizce yaşamanın yansıması. Tatmin olamayan ve sistemin bunu yasakladığı insan huzura kavuşmak için ölmek zorundadır. Bunu yapamıyorsa ya öfkeyle, Amerikanvari bir şekilde dibe doğru çekilir -filmde olduğu gibi- ya da 3. dünya ülkelerindeki yokluğun içinde, bu hafiflikle yüzeye çıkmaya zorlanır. Ama az gelişmiş ülke insanı da sisteme dahil olduğundan, ona da bu hastalık bulaşmıştır ve bir türlü geçmek bilmez. Modern klasiklerden...
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 22 Mar 2017 10:19

Captain Fantastic (2016) - Yön: Matt Ross

Bu bir bağımsız film mi? Yönetmenine IMDb'den baktım. Aktörlükten gelme. Çok filmde, dizide oynamış. 2012'de ilk filmini, 28 Hotel Rooms'u çekmiş. Daha önce iki tane kısası var. 70 doğumlu.

6 çocuğunu kendi ilkelerine göre yetiştiren, eğitimlerini kendi veren bir baba (Viggo Mortensen). Ormanda yaşıyorlar. Teorik olarak bir çok bilgiye sahipler. Kasaba dışında dış dünya ile pek bağlantıları yok. Baba her şeye hazırlıklı olmaları için, doğada pratik olarak da eğitim veriyor. Tuhaf bir zıtlık var elbette. Alınan teorik eğitim aslında dış dünya için gerekli ama onlar ormandalar. Doğada hayatta kalma, barınma vs. eğitimlerinin de şehirde bir karşılığı yok. Belli ki ilerde olacaklara karşı baba çocuklarını hazırlıyor. Çocuklar çok şey biliyorlar, fazlasıyla. Tabi film bu şekilde eksik kalacağı için bir şekilde şehire inmeleri gerekiyor, mecburen. Buraya kadar gerçek anlamda bağımsız bir film olduğunu düşündürtüyor.

Ama sonra işte, bildiğimizin dümen suyuna gidiyor. Uyumsuzluklar, zıtlıklar, anlaşmalar vs. Belki de olması gereken bu.
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

EmenikeOnAir
The Recruit
Mesajlar: 20
Kayıt: 16 May 2014 14:08
Meslek: at hırsızı

Mesaj gönderen EmenikeOnAir » 29 May 2017 20:28

Planet of the Apes - 1968.

harika bi filmdi. kostümleri, efektleri dönemine bile göre bi parça amatör sayılır. ama film eleştrisini o kadar güzel ve gitgide yükselerek yapıyo ki insanın gözü görmüyo bile bunları. Olayların başlamasından itibaren nerdeyse her sahnesinde insanı iki kere düşünmeye itiyo. Final sahnesini konuşmak içinse harbi bi terbiyesiz olmak lazım o cüreti şimdilik kendimde bulamıyorum :)
Tek umudum Tarantino'yla Cimilli İbo arasındaki benzerlik.

Cevapla

“Uzun Metraj” sayfasına dön