Film Önerisi

Üzerine konuşmak istediğiniz, iyi kötü, eski yeni, arşivlik, kült, vizyondaki, produksiyon aşamasındaki filmlerin hepsini bu bölümde değerlendirelim...
Kullanıcı avatarı
Düd
Big Lebowski
Mesajlar: 7394
Kayıt: 16 Nis 2006 19:22
Konum: İstanbul
İletişim:

Re: İzlenilesi Yerli Filmler

Mesaj gönderen Düd » 28 Eki 2009 00:10

Usta
Usta
Usta
Bildiğim kadarının, anlatabildiğim kadarı.. Eylem Planı.
Ömrünüzde duymadığınız bir sporla ilgili Türkiye'de ve dünyada neler yaşanıyor diye meraktan çatlıyorsanız Laff Ultimate'a beklerim.

Kullanıcı avatarı
Görkem
Moderator
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 25 Kas 2009 16:54

Selamsız Bandosu, Türk Sinemasının en iyi işlerindendir. Sinema tarihinin en büyük filmleri ile aynı kefeye koyarım, o derece iyidir bence.
Gerek oyunculukları, gerek incelikli derin senaryosu, giriştiği derin karakter analizleri, az ama öz komiklikleri ve unutulmaz finali ile sinemamızla gurur duyduğum işlerden biri.
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli izinlere sahip değilsiniz.
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 30 Kas 2009 14:24

Rüzgar

Hapishaneden çıkan bir adamla, kocası tarafından terkedilen bir kadının öyküsü...

Yönetmen : Cüneyt Arkın
Senaryo : Safa Önal
Oyuncular : Emel Sayın, Cüneyt Arkın, Orhan Alkan, Hüseyin Peyda, Adnan Mersinli
Filmin Türü : Drama, Müzikal
Orijinal Adı :Rüzgar
Yapımcı Firma :Umut Film
Yapım Yılı : 1980
Vizyon Tarihi :01.10.1980

Ben bu filmi, Emel Sayın'ın şarkılarını, özellikle girişte söylediği parçayı çok severim. Çıktığı yıl bir yazlık (üstü açık) sinemada seyretmiştik. Dayım götürmüştü, coşkulu bir kalabalık vardı, çok güzeldi. Yönetmeni de Cüneyt Arkın'dır ayrıca.

Başını kaldırmadan kibrit kırması meşhurdur bu filmde.

Film için:

http://video.google.com/videoplay?docid ... 6738983222#" onclick="window.open(this.href);return false;
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
sinemanınkurtadamı
Raging Bull
Mesajlar: 239
Kayıt: 25 Oca 2009 21:47
İletişim:

Mesaj gönderen sinemanınkurtadamı » 09 Ara 2009 18:58

tmmchn yazdı:Beş milyoncuk borç versene
Lütfen film adlarını doğru yazalım.

http://www.sinematurk.com/film_genel/22 ... erir-Misin" onclick="window.open(this.href);return false;
"Boşa sallanan kürek dalga yaratmaz."

payitaht
Cennetten de Garip Film
Mesajlar: 2704
Kayıt: 08 May 2006 20:48
İletişim:

Mesaj gönderen payitaht » 09 Ara 2009 20:20

Resim

Düttürü Dünya

Yönetmen: Zeki Ökten

En sevdiğim Türk filmlerinden. Yeni gerçekçi akımın geç kalmış temsilcisi gibi. Kemal Sunal bu kez gülmeyerek güldürüyor. Ankara'yı tanıyanın, bilenin daha çok seveceği çok güzel bir film.

Kullanıcı avatarı
sinemanınkurtadamı
Raging Bull
Mesajlar: 239
Kayıt: 25 Oca 2009 21:47
İletişim:

Mesaj gönderen sinemanınkurtadamı » 09 Ara 2009 20:28

Sis ve Gece / 2006 / Turgut Yasalar
------------------------------------------------------

Resim

Sedat bir gizli servis elemanıdır. Bir amir, bir ağabey, bir dost olarak sevdiği Yıldırım bir süre önce öldürülmüştür. Sedat amirinin kendi servisince öldürüldüğüne inanmaktadır. Sedat için mesleği her şeyin önünde gelmektedir. İstihbaratçılık yaşamının amacı gibidir. Ancak teşkilat içi çatışmada Sedat da pasifize edilmiştir. Bir boşluğa düşer. Evet, karısı ve çocukları vardır ama onlar yaşamında hep ikinci planda kalmışlardır. Onu yaşama yeniden bağlayacak tutkulu bir şey gerekmektedir. O tutkulu ilişkiyi genç bir kız olan Mine’de bulur. Böylece yaşamında çok önem verdiği meslek sevgisinin yerine başka bir ölümcül ilişkiyi, Mine’nin aşkını koyar. Ancak Mine tuhaf biçimde ortadan kaybolur. Ve Sedat, için İstanbul’un labirentlerinde gizemli bir arayış başlar.

http://www.sinemalar.com/film/278/Sis-ve-Gece/" onclick="window.open(this.href);return false;
"Boşa sallanan kürek dalga yaratmaz."

alice
Man on the moon
Mesajlar: 488
Kayıt: 05 Ağu 2008 13:02

Mesaj gönderen alice » 21 Ara 2009 19:02

vavien
kaliteli bir karakomedi olmuş.
i've been twelve forever

gkhn84

Mesaj gönderen gkhn84 » 26 Ara 2009 12:10

Ah güzel İstanbul. 1966 yapımı olan ama. Sadri baba döktürüyor filmde.

Yön. Atıf Yılmaz
http://www.imdb.com/title/tt0062060/" onclick="window.open(this.href);return false;

Giriş sahnesi:

[youtube]
[/youtube]

[spoiler]Hem Sipahi, hem iki paket günde.[/spoiler]

Kullanıcı avatarı
hegel
Braveheart
Mesajlar: 1153
Kayıt: 25 Oca 2007 10:10
Meslek: İşçi
İletişim:

Mesaj gönderen hegel » 21 Oca 2010 15:47

alice yazdı:vavien
kaliteli bir karakomedi olmuş.
Fatih Özgüven güzel bağlamış.

Amerikan sinemasının böyle bazı filmleri vardır, mükemmel değildirler, hatta son hesaplaşmada sağlamcıdırlar. Arkalarındaki formülü bilirsiniz. Ama bu filmlerde bir şey bir şeye denk gelir, film birden farklı, ‘koyu’ bir tona bürünür. Sonra o hal geçer, hikâye gene estek köstek korkak, muhafazakâr kalbine geri döner, -halbuki oradan bir süreliğine çıkmış, bambaşka olmuştur,- zaten o arada film de biter. Ama bu süreçte başka bir ‘şey’ de açığa çıkar, bir his, bir önsezi.
..........................
Bunlar bu burukça komediyi bir John Cheever hikâyesinin sahiciliğine yanaştırıyor an an- ve sonra geçiyor tabii. Ama film insanı gerçekten rahat ettirmiyor da; son sahnede Sam Elliot’un bir Coen Kardeşler numarasıyla gökyüzünde belirip Clooney’nin büyük rüyasını gerçekleştirmesi bile bu filmde acı alay oluyor. İşte Amerikan sinemasının şapka çıkarttıran yanı- sıradan işler yapan sıradan insanlardan bahseden iyi yazılmış bir senaryonun, iyi oyunculuğun ve yönetmenliğin erişebileceği derinlik. Bizim ticari sinemamızda henüz böyle bir beceriklilik yok işte, dolayısıyla tesadüfi de olsa böyle bir derinlik de. İnsan ‘Herşey Çok Güzel Olacak’ı, ‘Küçük Kıyamet’i, ‘Vavien’i onun için yerlere göklere koyamıyor.
........................

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx? ... goryID=113" onclick="window.open(this.href);return false;
Kalem Oynatan İle Ayı Oynatanın Buluştuğu Yer

http://kalemoynatanileayoynatannbulutuu ... pot.com.tr

Kullanıcı avatarı
enjeksiyon
Braveheart
Mesajlar: 1453
Kayıt: 23 May 2008 11:01
Konum: istanbul

Mesaj gönderen enjeksiyon » 22 Oca 2010 04:05

http://nn-no.facebook.com/note.php?note_id=255974629051" onclick="window.open(this.href);return false;

Facebook u olmayanlar için:

ARKADAŞIM SAYIN ÖZGÜVEN

Ümit Ünal

Bir gece Fatih’in evinde otururken televizyonda eski bir klipte çocuk Michael Jackson şarkı söylüyordu ve gözleri tuhaf bir pırıltıyla yanıyordu. Biraz ürktüm ve “İçinden sanki başka bir mahluk bakıyormuş gibi...” dedim. Fatih “Sus, çok korkunç bir şeyden bahsediyorsun,” dedi. Jackson Five’ın “I Want You Back” klibini izlerseniz belki ne dediğimi anlarsınız. Anlamayabilirsiniz de, ne de olsa sizinle arkadaş değiliz. İnsanlar sadece hoşlandıkları şeyler değil korkuları da benzediği için arkadaş olur.

Biz Fatih’le bir dönem iyi arkadaştık. Hayatta en çok aklımda kalan sohbetlerin bazısını onla etmişimdir, en güzel övgülerin bir kısmını ondan duymuşumdur beni en yaralayan hakaretleri de... Fatih’le arkadaş olmak hem olağanüstü eğlencelidir hem de çok zordur, çünkü ne zaman ne olacağı belli değildir. Fatih yakın arkadaşlarının hisleriyle ping pong oynamaya bayılır. Bu, başta lunapark eğlencesi (roller-coaster ya da korku tüneli) gibi gelse de yıllar içinde bir yorgunluk gelişiyor sanırım, kendisiyle arkadaşlık etmeyi bırakalı birkaç yıl oldu.

Ama arkadaş olmadan önce Fatih’in hayranıydım hala da öyleyim. (Tanımadığım insanlara da sır vermeyi severim.)

Sinema okuduğum yıllarda (1981-85) edebiyatçılar dışında bana ve küçük bir arkadaş grubuna heyecan veren başlıca üç yazar vardı: Murat Belge, Ünsal Oskay ve Fatih Özgüven. 12 Eylül sonrasının karanlık ve kısır zamanlarıydı. Bugün herkesin cepte hazır kabul ettiği ve kanıksadığı bir çok fikir o günlerde yeni yeni söyleniyordu. Türkiye bir tür “demirperde” ülkesi kültüründen çıkmaya, uyanmaya çalışıyordu. Fatih hissettiğimiz ama dile getiremediğimiz bir çok şeyi dergi/gazete köşelerinde ilk kez espriyle, serahatle dile getirirdi, Atilla Dorsay tarzı eleştirinin tek örnek olduğu bir ortamda yepyeni ve çok daha renkli bir dünyadan haber verir gibiydi. Hem de aynı zamanda bana o güne kadar karşılaştığım en büyük edebiyat eseri olarak görünen Lolita’nın çevirmeniydi. Hala öyle. “En sevdiğin yazar kim?” deseler tereddütsüz Nabokov derim, bunun da sorumlusu Sebastian Knight’ın, Ada’nın da çevirmeni Fatih’tir. İlk okuduğum zamanlarda İngilizcem Nabokov’u orijinalinden okumaya yetmiyordu, yetip de karşılaştırma imkanım olunca, Fatih’in neler yaptığını gördüm ve hayranlığım daha da arttı.

Teşbihte hata olmaz, “Kara Kitap”ta anlatılan yazar-okur ilişkisi gerçeğe biraz benziyorsa Fatih’in benim Celal Salik’im olduğunu rahatça söyleyebilirim. Hemen hemen yazdığı her şeyi okudum çoğu da aklımda kaldı.

Şimdi ilk senaryom “Teyzem” filme çekildiğinde, nerdeyse tüm eleştirmenler tarafından, sadece politik duruşu o zaman için yanlış olan Halit Refiğ tarafından yönetildiği için yerin dibine batırılıp; bir tek Fatih tarafından övüldüğünde 21 yaşında duyduğum heyacanı hayal edebilirsiniz.

“Teyzem” yıllar içinde bir tür kült film oldu biz de Fatih’le tanıştık ve hemen değil ama yıllara yayılan bir süreçte arkadaş olduk. Şimdi “eski arkadaşız” artık sadece merhabalaşmakla yetinsek de bir dönem bir sürü hatıra biriktirdik.

Tanıdığım en samimi “sinema delisi” Fatih’ti. Onun şimdi hangi dergide çıktığını unuttuğum bir yazısında anlattığı, filmin içindeki hatalardan, ya da mesela dublajın birden gerçek sese döndüğü ve filmin gerçek sesinin duyulduğu andan bile zevk alan “sinema delisi” tarifi aslında kendisini anlatıyordu. Fatih her filmde sevecek bir şey bulurdu. Filmleri politik duruşlarından, sinema tarihi içindeki yerlerinden, yeniliklerinden ya da eskiliklerinden hatta yaratıcılarından bağımsız olarak severdi.

Ama yıllar içinde, itiraf edeyim, onun sinema yazılarına duyduğum heyecanı kaybettim. Çünkü Fatih de değişti: Bir sanatçı için, bir yazar için en korkunç şey bir hayran kitlesi sahibi olmak ve onlar üzerinde yaratacağı etkiden emin olmaktır. Hayranlarınızın 100, 1000 ya da 10 milyon kişi olması farketmez. Fatih de kendini bir tür kurum haline getirdi ve sinema yazılarını alacağı etkiyi çok iyi bildiği için, ruhuyla değil küçük parmağının ucuyla yazmaya başladı.

Onu tanıyınca, onun kendi güzel sözünün şehvetine ne kadar kolay kapılan biri olduğunu görünce bir zamanlar “kesmeyi bilmiyor” dediği birini, gün gelip “kuşağının en yetenekli yönetmeni” ilan etmesini anlarsınız. Yazının gelişine göre havaya girmiştir çünkü. “Nihayet hikaye anlatmayı bilen biri” diye selam durduğu bir yönetmeni, iki sene sonra çocukları kullanarak duygusal istismar yapmakla da eleştirebilir. Bunlar diğer eleştirmenlerde de görülen insani zaaflardır. Ama Fatih dediğim gibi, kendi sözünün etkisine çok güvenen ve kitlesini bilip ona göre yazan, yazıp geçen biri haline geldi sinema eleştirmeni olarak. Cumhuriyet, Video-Sinema, Yeni Gündem gibi yerlerde yazdığı yıllarda o da hayranlarını tanımazdı, kendine güvenmezdi. Oysa şimdi Türk sineması içinde bir yeri olduğunu, attığı taşın kimi acıtacağını ya da en azından nereyi vuracağını bilerek yazıyor ve sanki içten içe kendi de sıkılıyor yazdıklarından. Her hafta yazısını mutlaka yine okurum. Ama benim filmlerimi övdüğü - yada iğneleyerek yerdiği- yazıları dahil son yıllarda beni gerçekten heyecanlandıran bir sinema yazısı yazmadı. Son yıllardaki sinema yazılarının hiç biri 20 yıl önce yazdığı sinema yazılarının tadına ya da “Yerüstünden Notlar”da topladığı aynı anda neşeli, züppe, bilgiç, şakacı, samimi olabilen ve sonuçta hepsinden daha fazla bir şey olan olağanüstü denemelerinin düzeyine ulaşmıyor.

Ama beni şaşırtmayı hala başarabiliyor. Yazdığı hikayeleri önce çok yadırgadım sonra da sevdim. Nabokov ve Borges çevirmeni ve bayıldığım allengirli denemelerin yazarı olarak ondan nedense hep aynı iğneli, oyuncaklı dili ve tavrı beklerdim bir yazar olarak. Ama Fatih’in içinde meğerse Nuri Bilge’nin edebiyattaki versiyonu denebilecek; konusuna buz gibi, mesafeli bakmayı bilen bir minimalist varmış. Hikayeleri ilk bakışta basit ve kolay okunur hikayeler, insan okur geçerim ve unuturum sanıyor ama bir bakıyorsunuz ki kalmış aklınızda. Yine de hala, bir gün daha başka bir patlamayla “Nabokovian” bir şey yazacağına inancımı da kaybetmedim, o ayrı.

İki kişiyken ondan daha iyi sohbet edecek birini bulmak zordur. Ama kalabalığa çıkınca başka biri olur. Onunla sürekli arkadaş olmak istiyorsanız, insan içine çıkmayın.

Mülkiyet duygusu yoktur. Hediye ettiğiniz bir şeyi o da başkasına verebilir, bu değer bilmezlikten değildir, başınıza gelirse üzülmeyin.

Benden zayıf olduğunu iddia ederse inanmayın, tanık önünde tartıldık benden şişman.

Sarımsakla nerdeyse fetişist bir ilişkisi vardır. Sevmiyorsanız uzak durun.

“Siz siz olun kimseye birşey anlatmayın, sonra herkesi özlemeye başlarsınız.”.


Fatih özgüven :cok tatlı yazmişsın huysuz, ilk paragrafda ve son satırda göz yaşarması yaptı hatta.


Ümit Ünal: son satır tabii ki benim değil.

Fatih özgüven: anladık- tırnak nedir biliyoruz

Fatih özgüven: yahu birader, kaptan fezaya da mi candan ercetin... pes yahu, nil karaibrahimgillik falan bi malzeme ustelik. ustelik de seversin... fesuphanallah.
şimdi daha çok seviyorum seni hayat, hadi...

Kullanıcı avatarı
Görkem
Moderator
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 11 Mar 2010 14:43

Aslında izlemeyen yoktur bu filmi ama daha dün izledim ve belki 20. izleyişim olmasına rağmen accayip keyif aldım ve enfes bir film olduğuna hiç şüphem yok.

Bildiğiniz Çöpçüler Kralı.

İnanılmaz derecede gerçek, özenle çizilmiş ve canlandırılmış karakterleri ile, küçücük ama yine tamamen gerçekçi hikayesi ile, ufak tefek sevilmi ayrıntıları ile, harika müzikleri ile, Türk toplumu ve sosyal hayatı ile ilgili enfes tespitleri ile, eksiksiz bir 70'ler ve 80'ler incelemesi oluşu ile izlenmekten sıkılınmayacak, sevimli mi sevimli, gerçek mi gerçek, komik mi komik unutulmaz bir Türk sineması örneği Çöpçüler Kralı.
Bu mesaja eklenen dosyaları görüntülemek için gerekli izinlere sahip değilsiniz.
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 10458
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)
İletişim:

Mesaj gönderen KEzzAP » 11 Mar 2010 15:01

Kesinlikle katılıyorum.
Her şeyiyle müthiş bir filmdir.

- Çöpçüler Kralı
- Sultan
- Kibar Feyzo
- Şekerpare

diye de ben eklerim...
Youtube sinema eğitim kanalım: https://www.youtube.com/user/GerillaFilmYapimi

Kullanıcı avatarı
beetlejuice
Site Admin
Mesajlar: 3673
Kayıt: 28 Eki 2005 15:45
Meslek: Senarist - yönetmen
Konum: istanbul
İletişim:

Mesaj gönderen beetlejuice » 11 Mar 2010 15:40

Bu filmle kemal sunal bildiğim kadarıyla altın portakal en iyi erkek oyuncu ödülünü rafına koymuştur.
ozgurbakar.com

Kullanıcı avatarı
Düd
Big Lebowski
Mesajlar: 7394
Kayıt: 16 Nis 2006 19:22
Konum: İstanbul
İletişim:

Mesaj gönderen Düd » 11 Mar 2010 15:50

Biz de geçen pazar arkadaşlarla kahvaltı ederken televizyonda rast geldik (tabii ki yarısında), arkadaşlar zaten replikleri bile ezbere biliyordu, kopa kopa izledik, tecavüz sahnesi, Sunal'ı kovalayan küçük erkek kardeş falan.. Bol da sansürlenmiş küfür..
Bildiğim kadarının, anlatabildiğim kadarı.. Eylem Planı.
Ömrünüzde duymadığınız bir sporla ilgili Türkiye'de ve dünyada neler yaşanıyor diye meraktan çatlıyorsanız Laff Ultimate'a beklerim.

Kullanıcı avatarı
Görkem
Moderator
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 11 Mar 2010 15:54

beetlejuice yazdı:Bu filmle kemal sunal bildiğim kadarıyla altın portakal en iyi erkek oyuncu ödülünü rafına koymuştur.
http://www.imdb.com/title/tt0253997/awards" onclick="window.open(this.href);return false;
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
Karatasa
The man who knew too much
Mesajlar: 2466
Kayıt: 13 Ara 2006 17:57
Meslek: Sinema
Konum: 47°21′43″N 1°56′26″W

Mesaj gönderen Karatasa » 11 Mar 2010 20:22

Arkadaş altın portakal ödüllerini bile yabancı sitelerden takip ediyoruz, gelişmedi gitti şu internet Türkiye'de tam tekmil imdb tadında bir site göremeden gidecekmiyiz?

Kullanıcı avatarı
Görkem
Moderator
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 11 Mar 2010 22:27

Elin oğlu senin ülkendeki şehrindeki yarışmayı senden iyi takip ediyor düşün işte. :)
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
Düd
Big Lebowski
Mesajlar: 7394
Kayıt: 16 Nis 2006 19:22
Konum: İstanbul
İletişim:

Mesaj gönderen Düd » 11 Mar 2010 23:34

IMDB'ye alternatif yerine Türkiye ofisi daha mantıklı olur. IMDB'ye alternatif kurmak mantıklı değil çünkü. Türkçe desteği + Türk filmlerinin düzgün girişini sağlayacak bir girişim yeterli. İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa için mevcut örneğin.
Bildiğim kadarının, anlatabildiğim kadarı.. Eylem Planı.
Ömrünüzde duymadığınız bir sporla ilgili Türkiye'de ve dünyada neler yaşanıyor diye meraktan çatlıyorsanız Laff Ultimate'a beklerim.

Kullanıcı avatarı
Görkem
Moderator
Mesajlar: 2733
Kayıt: 17 Ara 2007 15:28

Mesaj gönderen Görkem » 11 Mar 2010 23:50

Valla imdb gerçekten rakipsiz ve bu başarıyı sonuna kadar hak ediyorlar. Daha önce söyledim, yine söylüyorum. Her alanın bir imdbsi olmalı. Müzik dünyasının. Motorlu araçlar dünyasının. Spor dünyasının. Ve daha aklıma gelmeyen birçok alanın.
Çevremizdeki "önem"leri, önemli görünmeyi başaran önemsizler yüzünden fark edemiyoruz....
https://twitter.com/gorkemoge" onclick="window.open(this.href);return false;

Kullanıcı avatarı
Vlad
Man on the moon
Mesajlar: 447
Kayıt: 04 May 2010 18:52

Mesaj gönderen Vlad » 13 May 2010 22:19

Halid Refiğ - Hanım
Bu film sıradışıdır. insanı gerçekten huzursuz eder. Kocası ölmüş bir kadının (Yıldız Kenter) koca konaktaki tek başına yaşamını anlatır.
Bu filmin Türk sinemasında bir benzerinin olduğunu sanmıyorum.

Yine Halid Refiğ filmi - Teyzem
Yine sayko bi film.. Hanım kadar germese de moralleri altüst ediyor. bu iki film için de alaca karanlık kuşağı benzetmesi iyi olacak:)

Cevapla

“Uzun Metraj” sayfasına dön