Film Yapısı, Bileşenleri ve Estetik Hakkında

Tamam... Daha çok için kavramsal kısmındasın. Tartışmak istiyosun. Gel o zaman.
Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 9962
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)

Re: Film Yapısı, Bileşenleri ve Estetik Hakkında

Mesaj gönderen KEzzAP » 24 Haz 2014 15:45

Yok katılmıyorum, sizinki dikkatli olacağım derken detaylarda boğulmak anlamına geliyor bence. Yani elbette kurgu yaparken bazen frame frame düşünürüz, ama bir yönetmen kesinlikle her frame'in tasarımı için ayrı düşünmez. Çünkü çoğu zaman, her şeyden evvel gerek yoktur. Fight club'taki gibi Tyler Durden'in tek frame'de göründüğü durumları dışarıda tutuyorum ki o da çok nadir durumlarda gerçekleşiyor zaten.

Eğer bu konuda hemfikirsek shot'tan başlayarak estetiğin temellerini kurduğumuz bir veritabanı oluşturabiliriz burada.

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 24 Haz 2014 16:43

Kezzap'ın dedikleri yerinde bence de. Öte yanda film yapım sürecinin kendi içinde bir dinamiği de var. 20. karede iken 6000. karedeki durumun tutarlılığını düşünmek her zaman doğru bile olmayabilir. Sinema tarihinin nice dev eseri sonu belli olmadan çekilmeye başlanmış. Oyuncular bile tam emin değiller nereye gittiğinden olayın. Fakat sona doğru kendiliğinden belirleniyor bunlar.

Bir shot'ın kendi iç tutarlılığı vardır. Ayrıca shotlar arasında da ayrı bir tutarlılık vardır. Bunlar sinema yapım deneyimi olan kişiler arasında zaten bilinen alt becerilerce oluşturulur. Yönetmen kafasındakini görüntü yönetmenine ve varsa sanat yönetmenine ve gerekliyse VFX koordinatörüne aktarır. Hepsi o aynı kare üzerinde konuşacakları için ellerinde karenin bir dökümü olmalıdır. Bu iş böyle shot shot gider. Arada anlatılması zor ama son derece insani bir etkileşim var. Film zaten o masada oluşur. Senin önerdiğin yardımcı şey bu süreçte diğer unsurları nasıl dahil eder bilemiyorum. Yönetmenin storyboard ya da previz ile masaya oturması yeterli.

Anlatmaya çalıştığın şey zaten bir yönetmen olmanın bizzat kendi becerisi. Bunu zaten yönetmenlik becerisi olan kişi kafasında yapıyor. Bu noktada ona yardımcı olabilecek tek şey bence previz yazılımları ya da storyboard olayı ki dediğim gibi bunları da es geçen yönetmenler var. Daha çok efekt koordinasyonu vb durumlar için kullanılıyor.

Bu arada o subliminal şeylerin çoğu hikaye. Bazı filmlerde ilginçlik olsun diye kullanılması dışında herhangi bir bilinçdışı yönlendirme yapma kapasitesi yok denecek kadar az. Ona gelinceye kadar filmin kendi söylemsel yönlendirmesi çok ama çok daha biçimlendirici.

Frameforge hakkında bir örnek vereyim. Şu anda üzerinde çalıştığımız bir proje var. Loş ortamlarda Canon kamera ve 50mm bir lens tanımladım. Tüm iç mekanı tasarladım ve kameranın elimdeki iç mekana göre nerede durursa o açıya nereleri alacağını görebiliyorum. Lensi değiştirip açının değişimini görebiliyorum. Alan derinliğini hesaplattım ve f/5.6 kullanmam durumunda pozlamamın doğru olacağını söyledi. Ertesi gün sette böyle çalıştım. Tüm gün sorunsuz ilerlememizin nedeni bu ön hazırlık. Bir sonraki gün çalışma geç saate sarktı ve ışık azaldı. Hemen laptopta duruma baktım. f/4.0 ile kurtarıyor gibi dedik ve kurtardı. Şimdi dış mekan gece çekimi var ve orada geniş açı ile farklı bir kamera kullanmak durumundayız. Onu da ayrı tasarladım. Şimdi tasarladığım sahnede 2 ayrı kamera var. Birine bir şey olursa diğerini yerine koyup ne olduğunu ve nasıl davranacağımı görebileceğim. Filmin en başından en sonuna dek elimdeki lens ve kameranı bana neler vereceğini görebiliyorum. Ne kadar ışık lazım nereye koymak lazım, araları kaç metre olacak vb vb her türlü ayarı önceden oluşturup senin bahsettiğin etkiyi önce bilgisayarda yaşıyorum. Olduğuna ikna olunca basıyorum. Hem setin tepeden görünümünü ve her şeyin yerini hem shot içeriğini hem de notlarımı görebiliyorum. Dediğim gibi, filmin son sahnesindeki mekan değişecekse oturup yeni mekanı burada tanımlayıp kameranın girebileceği derinlikte bir alan var mı onu görebiliyorum. Yapmadığımızda işler sarpa sarıyor sette. Bunun dışındaki herşeyin kararı zaten bizde. Ek olarak neye ihtiyacım olabilir bilemiyorum.
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 24 Haz 2014 16:56

fulgura frame yada shot ben bunu tartışmıyorum kendi fikrimi söyledim. frame shot yada filmin tamamında farketmez aralarındaki ilişkiyi düşünüyorum
shotlara göre gidelim bakalım ortaya ne çıkacak
nerden başlıcaz çözümlemeye :)

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 24 Haz 2014 16:59

Kullandığın analizin ne anlama geldiğini tam anlayamadım. Filmi çekmeden önce yapılacak bir analizden bahsediyorsun değil mi? Daha önce yaptığın gibi ama bu kez daha ayrıntılı bir örnek vererek ilerleyebilirsin. Şimdi bir senaryon var ve bunu çekmek istiyorsun. İlkin, tam olarak istediğin nedir? Böyle ilerleyelim.
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 24 Haz 2014 18:13

bi senaryo üzerinden gidersek kısır kalabilir. diye düşünüyorum çokta evrensel tartışmış yada bakmış olmayız milyonlarca varyasyonlu bir olay
şimdi sinema bileşenleri ele alsak ve çözümlesek adım adım daha iyi olmaz mı mesela
drama estetik vs vs gibi kavramlar var mesela bir şhot içine ilişkileri var mesela

edit aşagıdaki döküman faydalı bişey incelemenizi tavsiye ederim
http://aisv2007.zxq.net/2GUN/4ANFI_B/2SEYIDE_PARSA.pdf
http://jedfilm.com/book/export/html/3
http://www.mtosmt.org/issues/mto.07.13. ... urphy.html
http://www.gokhanyorgancigil.com/?p=715 en alttaki dramatik yapılar var söyledigim buna benzer ama tam düşündügüm degil.
En son msaricay tarafından 25 Haz 2014 03:57 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 9962
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)

Mesaj gönderen KEzzAP » 24 Haz 2014 21:36

Ben zamanla derdini anlayabileceğimizi düşünüyorum. :) O yüzden muhabbet önemli.

Geçende bir sinematograf'ın uzunca workshop'ını izledim. Aklımda kalan şeylerden biri "konsept" konusunda verdiği örnekti. Yönetmene bu sahne ne hakkında diye sordum diyor, ki yönetmen dediği de Sam Mendes yanlış anlamadıysam, yönetmen sahnenin senaryosunu anlatmaya başlamış, işte şuradan bir adam geliyor buradan bir kadın vs. Hayır diye susturdum diyor. Sahne ne hakkında diye sordum diyor. Sam Mendes yine bir şeyler anlatmaya başlamış işte kadın şöyle adam şöyle falan diye. Hayır dedim diyor. Bu sahnenin bana kısaca ne üzerine olduğunu söylemeden çekime başlayamayacağım dediğini söylüyor. Aradığım şey soyut bir konseptti diyor. Yaptığımız şey çok somut olabilir ama soyut konseptlerden harekete geçeriz diyor.

Bunu niye anlattım. Senin ilişki dediğin şeylerden birisi konsept aslında. Filmin bir genel konsepti vardır. Bildiğimiz anlamda temasıdır bile diyebiliriz. O konseptin her sahnede, her shotta ilişkilendiği alt konseptler bulmalıyız tutarlılık (illa tutarlılık da olmayabilir, çatışma da olabilir) istiyorsak. Soyut kavramlardan bahsediyorum. İşte orada "sanat" dediğimiz mesele çıkıyor ortaya. "Müşkülpesentlik" olsun konseptimiz o sahne için. Görsel olarak bunu nasıl verebilirim sorusu ana sorumuz olur. Mesela şöyle şeyler vardır, hazır olarak bilinen. Karakteri daha alt bir açıdan çekersen, daha baskın güçlü gözükür, üstten çekersen küçük, önemsiz gözükür. Renklerle, ışıkla ilgili şeyler eklenebilir buna.

Diğer ilişki işin teknik boyutu üzerinden kurulan ilişki. x shot'ı ile y shot'ı birbirine nasıl bağlanabilir sorusunun cevabı. Bu söylediğim üzerine tartışmak kolayı. Bir önceki formülü olmayan bir şey. Film setindeki bütün tasarımcılar, sanat, görüntü, ya da rejisör, hatta ses bir soyut konsepti somutlaştırmaya çalışırlar.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 25 Haz 2014 13:09

benim paradoxu boşverin elemanlar arasındaki ilişkileri anlayalm bu yazıyı okuyan başkalarınada faydalı olsun
frame
çekim(shot)
sekans
bölüm yada film tamamı

buraya kadar yanlışlık varmı?
eger yoksa
burdan sonra anlatı biçimi,tema,konsept mi geliyor? soyut kavramlar ve aralarındaki ilişkilerde önemli asıl öğrenmem gereken yerler bunlar benim
mesela 36 dramatik durum muhabetti var bu nekadar geçerli?
En son msaricay tarafından 25 Haz 2014 13:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

halostendap
Last Samurai
Mesajlar: 3983
Kayıt: 04 Mar 2012 22:41
Meslek: komedyen
Konum: Düzce

Mesaj gönderen halostendap » 25 Haz 2014 13:12

Film Sanatı diye bi kitap var, orada bununla ilgili epey bilgi var daha tamamını okumadım ama sinema anlamında okuduğum en doyurucu kitaplardan..tavsiye ederim.
eski nickim intercapiller.

Halo Standup | https://www.youtube.com/c/HalitYalçın

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 9962
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)

Mesaj gönderen KEzzAP » 25 Haz 2014 18:22

Çekim ile sekans arasında sahne var.

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 26 Haz 2014 00:21

msaricay yazdı:benim paradoxu boşverin elemanlar arasındaki ilişkileri anlayalm bu yazıyı okuyan başkalarınada faydalı olsun
frame
çekim(shot)
sekans
bölüm yada film tamamı

buraya kadar yanlışlık varmı?
eger yoksa
burdan sonra anlatı biçimi,tema,konsept mi geliyor? soyut kavramlar ve aralarındaki ilişkilerde önemli asıl öğrenmem gereken yerler bunlar benim
mesela 36 dramatik durum muhabetti var bu nekadar geçerli?

Tartışmış olmanın keyfi adına yazıyorum. Alakasız gelebilir ve o nedenle çok da aldırma:

Bunlar farklı sınıflandırmalar. İlk yazdıkların ve Kezzap'ın düzellttiği filmin anahat (outline) açısından bölümlendirilmesi. Kabaca bu doğru denebilir ama bunlar zorunluluk da değil.

Anlatı biçimi vb ile başladıkların ise ayrı bir başlıklandırmadır. Anlatı yapısı (narrative structure) denen ve biraz da belirsiz bir kuramlaştırmanın sonucu. Bu konuya girince ikiye ayrılmak söz konusu: Biçimsel, içeriksel. Biçimselde anlatının biçimsel özelliklerine bakılarak tartışılır. İçeriksel deyince ise öykü anlatımı denen ve insanlık tarihi kadar eski bir geleneğin Aristo'dan gelip arada Poe ve Maupassant gibi ustaların elinde şekillenip daha sonra da Freud, Jung ve Benjamin gibi süzgeçlerden geçerek 20.yy'da Joseph Campbell'in kuramlarıyla biçimlenmesinden bahsedilir. Buradan hareketle Robert Bly ve Gee vb kişilerin özetlemelerine geçilir.

Sen bütün sinema tarihini birden soruyorsun. Bunları anlamak anlatmak için en az 4 yıl okul okunuyor ve yine de tam anlaşılamıyor. İstediğin şey uzun bir yol. Okuyacak izleyecek çok şey var. Yani aslında senin sorduğun çok ama çok zor bir soru. En büyük 5 sinema kuramcısını geitrip sorsan her biri başka bir şey der sana cevap olarak. Bu nedenle bu türden farklı sınıflandırmaları birbirinden ayrı olarak ele almanı öneririm. Bu gibi bir forum üzerinden ilerleyeceksen daha çok "yapım" üzerinden ilerlemen daha kolay olur. Burada öykü boyutunda tartışan çok az. Filmin anahatlarını daha çok incele ve sorgula derim. Öte yandan yazarlık ilgini çekiyorsa senaryo kavramı üzerinden ilerle ve anlatı geleneğini takip et. Bunları biraraya getirmek çok zor. Aralarındaki ilişkileri sorguladığın elemanlar farklı kulvarlarda yer alıyorlar. Bırak farklı kalsınlar. Ayrı ayrı değerledirilmeli bunları, birarada birden yapmak zor. Ha ben bunları iyice ve kapsamlı öğrenmek istiyorum dersen bunları anlatan sürüyle kitap var ama her biri ayrı başlık altında ele alır bunları ve daha anmadığımız nice başıklar var. Adını anmadığımız tarihsellik ve de ülke sinemaları yaklaşımıyla yazılan bölümler de var. Yani sinemayı anlamanın yolları hem çok farklı hem çok çetrefilli.

36 dramatik durum vb sınıflandırmalar daha önce bahsettiğim yapısalcı yaklaşımın sonuçları. Yapısalcı yaklaşım bugün çok geçerli kabul edilmiyor. Yani bu türden sabit kategoriler geçici olarak olayı kavramanı kolaylaştırsa da kısa sürede geçersiz oluyorlar. "Kaç tür kadın vardır?" gibi bir soru bu. Bir cevap verip birçok kişinin genelde kabul edeceği bir sınıflandırma kurabilirsin ama kadınları tanıdıkça o sınıflandırma yavaş yavaş yetersiz kalır. İnsan sayısı kadar sınıf lazım. Yarın gidip 37. türü ben buldum demek mümkün ama bunun sonu yok. Tanımı zor bir şeyi sevmek gibi beyhude bir çabamız var bizim. Ya böyle sev ya da bırak gitsin demekten başka söyleyecek bir şey kalmıyor bize.
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 9962
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)

Mesaj gönderen KEzzAP » 26 Haz 2014 10:39

Yani aslında Fulgura'nın özetinde bahsettiği sanat tarihini soruyorsun tespiti çok doğru.
Şimdi sen yeni bir şey keşfetmek isteyebilirsin, ama sanat tarihini yine bilmek zorundasın bunun için.
Sanat tarihi de yetmez, sanat felsefesini de bilmen lazım.
Bu her sinemacının ya da sanatçının bunları bilmesi gerektiği anlamına gelmiyor ama.
Sanat alanında kuramsal bir katkı, keşif için bu gerekiyor.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 26 Haz 2014 11:14

sanat tarihi,felsefe,bilim vs vs bunları bilmek okumak mutlaka gerekli
sinema tüm bunların keşisim kümesi gibi görünüyor..aslında
ama olay sadece senaryo ile yönetmenin o senaryoyu nasıl yorumladıgına baglı sanatın çıkması veya çıkmaması..
kezzap söyledigin gibi tüm bir sinemacının tüm bunlarına gerek yoksa...ve kurumsal bir katkı bir keşif yapmak yerine
sadece elimdeki senaryoya kendi bakış açımı ve estetigimi yansıtırsam...buda benim sanatım olmaz mı
madem (görecelilik kuramı var)
postmodern neopostmodern yada kuantucum gibi kavramlar tam açıklanamadı yada tam yerine oturmamışken
filozoflar kuramcılar kendi aralarında ozanlar gibi atışırken..sırf birbirlerlerini terslemek adına kuramlar atılmışken
ve aslında sanatın felsefenin genel şablonu çizememişken
biz boşuna uğraşmayalım ozaman..
yada şuan disiplin olarak en iyi çalışan amerikan sineması(sanat felsefe olarak demiyorum)
kendi şablonunu oluşturmuş...
demek onların bir şablonu bir iş akışı var...
onlar yapsın biz izleyelim
madem
sizin demek istediginizi anlıyorum elinde senaryo ve kamerası olan filmi çekebilir
ama tüm sanat tarihin felsefeyi bilmeyen adam sanat filmi çekemez..gibi bişey

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 26 Haz 2014 12:06

Yoo tam aksine. Söylemeye çalıştığımın tam aksi sonuca ulaşmışsın. Ben senin kişisel merakın bu yönde izlenimiyle yazdım en son onları. Yoksa bahsettiğin yönetmenlerin o adını andığın kuramlardan haberi bile olmayabilir. Hepsi kendi hayalini, kendi filmini yapıyor. Kuramcılar bu filmlerden çıkarıyorlar düşünce ve ilkelerini. Spielberg ya da Tarantino ya da Bertolucci'nin bu yazdıklarımızla pek ilgisi olduğunu sanmıyorum. Sen de git kendi filmini yap ve tamamen senin olsun. Oysa sen en başta sinemayı ve onu oluşturan öğelerin aralarındaki ilişkiyi tam olarak modellemek ya da anlamak istediğin türünden bir girizgah yaptın. Bu geleneksel olarak yönetmen yolu değil tam olarak. Konuştuğumuz konular daha çok akademik konular yani işin felsefesi. Benim sana söylemeye çalıştığım şey, bu işin felsefesine, doğasına meraklı ise o zaman akademik ilerle, "Yok ben iyi sinema eseri üretebilmek istiyorum" dersen o zaman bu işin mutfağıyla ilgilenmen bence daha yerinde olur. Akademik çalışanlar genelde üretimde pek iyi olmuyorlar. Üretenler ise işin felsefi-akademik boyutuyla genelde pek ilgilenmiyorlar.

Amerikan sinemasının bir ekolünden çok bir stili olduğu söylenebilir ama Amerika için anahtar sözcük "industry" yani sektördür ki ABD dışında (belki kısmen Hindistan haricinde) bu terimin doğru olacağı ülke pek yok denebilir. ABD'de aynen turizm, inşaat gibi son derece kapsamlı ve örgütlü bir endüstri soz konusu ve bir yerde endüstri varsa orada esas olan para yani kazançtır çünkü çarklar dönmelidir. Bu da ABD sinema sektörünü doğal olarak satışa yani pazarlamaya yönelik eserler sergilemeye iter. Bunun dışında bir şeyler yapmaya çalışanlara da bağımsız diyoruz o nedenle. Bu yüzden de ABD sinemasını takdir ederken altında yatan satış baskısı ve bunun filmlerin içeriklerine dek sızan baskıcılığını da bilmek gerek ki en çok eleştirilen şeylerden biri bu ABD hakkında. Diğer ülke sinemaları az çok devlet vb destekler ile ayakta kaldığı için yönetmenler daha sanatsal davranabiliyor. TC ve AB destekleri olmasa Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini gişe performansı asla kurtaramazdı örneğin.

Bu nedenle ulaştığın "demek ki onlar yapsın, biz izleyelim" serzenişi yerinde değil ki kastımız da o değildi zaten. Söylemeye çalıştığım şey: Onlar satışa göre yapıyor. Şablonu buna göre. Sen de satışa göre yapmak istersen ona göre davran. Öğren o şablonu ve uygula. Ama soruların felsefi boyuta ulaşırsa bu iş zor ve bütün bunları hep birden öğrenip uygulayamazsın. Yok bunu yapabilen.

Sözün özü: Sanırım bu tartışmanın başından girişi ile gelinen nokta farklı. Belki ben/biz tam olarak yanlış anladık ya da senin seçtiğin ifadeler farklı yönlendirdi. Sonuçta "iyi film nasıl yapılır öğrenmek istiyorum" demekte isen, elbette filmin teknik yapısını öğrenmek lazım. Ama bunu hem öykü/senaryo bilgisi hem sahne/shot bilgisi hem kamera açısını öğrenerek hem de gönderdiğin makalelerdeki ontolojik tartışmalara girerek yapmak çok ama çok zor. Yani şu son söylediklerin ile makalelerin dedikleri örtüşmüyor. Spielberg ya da Tarantino o makaleleri okumadı ve okumaz da.
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 26 Haz 2014 12:53

benim anlatımları eksik tam anlatamıyorum.örneklerde çok iyi degil konuşma dili ile yazıyorum şizofren yazılım geliştirici olarak elimden faz bişey gelmiyor. yapısalcı ve herşeyi bir şablona göre oturtmaya çalıştıgımı anlatıyormuş gibi görünüyorum öyle algılanıyor. belkide daha önce duygu çizgisi adlı başlıktan öyle bir iz kaldı üzerimde
ama aslında siz benden daha çok yapısalcısınız yani size okulda ne öğretilerse hepsi bu yada sette biz bunları gördük derseniz..
settekilerin yada hocaların etkisindesinizdir hala

benim vardıgım noktayı anlatayım sana
sette gördügün herşeyi

simetri - asimetrik arasında...x
objektif veya subjektif varlıkların mekan veya zaman düzleminde perspektif olarak algısı
linear - nonlinear....y
objektif veya subjektif varlıkların mekan veya zaman(hikayesel zaman) düzleminde yapmış oldukları sıçrama

yönetmen mantıgına yada duygularına göre aslında kendi bakış açısına göre yada estetik anlayışına göre..senaryoyu okuyup sinema elemanların arasındaki ilişkiyi X ve Y göre düzenler..

X ve Y timeline üzerinde düzgün ayarlamaz ise filmin tamamı ister objektif isterse subjektif olarak her iki yönden algı kopuklarına neden olur
:)

istersenizde X veyi Y altın orana göre düzenleyin yani yönetmenin seçimi olmasın neolacak yada ortaya ne çıkacak ?

Kullanıcı avatarı
KEzzAP
Site Admin
Mesajlar: 9962
Kayıt: 31 Eki 2005 17:07
Meslek: Akademisyen (Siyaset Bilimi)

Mesaj gönderen KEzzAP » 26 Haz 2014 17:30

Benim de söylediğimin aksini söylemişsin.
Sanatçı adamın bunları bilmesine gerek yok.
Ama sanat felsefecisinin ya da tarihçisinin bilmesine gerek var.

Bir yönetmenin tutarlılığı, estetik dengesi olması gerektiğine ben de katılıyorum.
Bunun için olması gerekeni anlattığımı da düşünüyorum şu ana kadar. Benim cevabım soyutlama.
Somut hikayen var, onu soyutlayacaksın duygular fikirler halinde parçalayacaksın, sonra tekrar görsel olarak somutlayacaksın.
Bu da senin x ve y'lerin arasındaki dengen olacak.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 26 Haz 2014 18:35

biz bunları şemaya yada görsel bişeye dökmeden çıkamayız işin içinden :)
ben dökçemde kendi kuramımı çürütmeye çalışıyorum :) eger çürümez ..kabalaştırıp ufak sekans şeklinde yapılandırırsam cinema 4d bir animasyon denicem bakalım somut ve soyut arasındaki harmonik ortalamam estetik dengeyi yada bütünlügü vercek mi :)

bu arada bişey sorcam
sahne ---> zaman - mekan - askiyon bütünlügü olması şart mı? yada kural mı aynı şekilde
sekans--->tematik-dramatik-anlamsal bütünlügün olması şart mı? oyuncu mekan değişebilir ama zaman atlaması olmaz diyor kitaplarda

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 26 Haz 2014 19:29

Sanırım "yapısalcı" derken kastın farklı çünkü son 2 mesajında anlattığın şeyler tamamen yapısalcı. Bir şeyi anlamak/tanımlamak istiyorsun ve bunun için onu simetrik/asimetrik, objektif/sübjektif gibi kategorllere yerleştirmen gerekiyor. Bu bizzat yapısalcı bir yaklaşım. Bunun nereye gideceğini bilemiyorum ama bu kategorizasyonun ardından "simetrik olan güzel, asimetrik değil" gibi bir yaklaşımla anlaşılmaya çalışılırsa yanlış olur.

7 nota var ama bunların kullanılabileceği kombinasyon muazzam denecek kadar çok. Kimse de "müziği bir timeline üzerinde yerleştirip anlamaya çalışacağım" gibi birşey demedi ve diyemez. Bir işe yaramaz. Belki bugüne dek yapılmış müzik parçalarını kategorize etmede işe yarar ve bazı temel formül veya ilkelere ulaşabilirsin ama bu timeline'ı kullanarak iyi şarkı besteleyemezsin. Sadece o güne dek yapılmış müziği sınırlı bir biçimde gösterebilirsin. Soyutluk modellenemez. Her zaman tanımlayamayacağın bir şey olacak ve müzik senin tanımından kaçmaya başlayacak hatta. Bak yukarıda hala soruyorsun "bütünlük şart mı, kural mı?" diye. Aristo "şart" dedi, Beckett "değil" dedi. Hadi buyur sen seç. Onca güzel tiyatro eseri var ve bunların önemli bölümü o güne dek yapılan ideal eser tanımlamalarına uymuyor. Sanatın doğasında tanımlanamazlık var diyorum. Tanım, zoraki bir insan çabası; onsuz olamıyoruz ama işe yaramıyor, geçici oluyor. Fizik kuralları değil bunlar (ki onlar bile ne kadar geçerli bu sorgulanabilir). Çabanı takdirle karşılıyorum ama beyhude bir çabaya dönüşmesini de istemem.
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 26 Haz 2014 20:02

ne soracagımı bilemedim tükendim :) ben size şunu soruyorum farzedin 7 nota var sinemada deyin... ben size bu 7notayı nedir diye soruyorum bu gibi arasındaki ilişkiden vazgeçtim

edit: bana göre soyut tanımlana vardır . mesela örnek

acı nedir? sayısal karşılıgı? varmıdır

Allah göstermesin annen öldügünde çektigin acı ile
televizyonda sevdigin bir sanatçı öldügündeki acı degeri aynı mıdır?

farklı bir bişey söylemek istiyorum...sinemaya bakış acımı anlatmak için söylüyorum
düşünebilen bilgisayar yapılır mı diye sordular? sempozyumda
herkes olmaz dedi? ben olur dedim.herkes kalktı yürüdü
ama şuan ki ram işlemci bellek mantıgında çalışan bilgisayarda bu olmaz dedim farklı mimari gerekli dedim.
okadar global bakmak gerek...yani benim sinemaya bakış açımda bu

Fulgura
Psycho
Mesajlar: 5159
Kayıt: 19 Oca 2011 20:25

Mesaj gönderen Fulgura » 26 Haz 2014 21:09

msaricay yazdı:ne soracagımı bilemedim tükendim :) ben size şunu soruyorum farzedin 7 nota var sinemada deyin... ben size bu 7notayı nedir diye soruyorum bu gibi arasındaki ilişkiden vazgeçtim

edit: bana göre soyut tanımlana vardır . mesela örnek

acı nedir? sayısal karşılıgı? varmıdır

Allah göstermesin annen öldügünde çektigin acı ile
televizyonda sevdigin bir sanatçı öldügündeki acı degeri aynı mıdır?

farklı bir örnek bakış acımı anlatmak için söylüyorum
düşünebilen bilgisayar yapılır diye sordular
herkes olmaz dedi? ben olur dedim
ama şuan ki ram işlemci bellek mantıgında çalışan bilgisayarda bu olmaz dedim farklı mimari gerekli dedim.
okadar global bakmak gerek...yani benim sinemaya bakış açımda bu
Sevgili msaricay, inan seni anlamaya çalışmak da yorucu. Bir cümlende "bana göre soyut tanımlama vardır" diyorsun, hemen ardından bunu örneklemek için acıyı verip üstüne de cevabı seni çürütecek soru soruyorsun. İkimizin anneleri ya da sevdiği sanatçı öldüğündeki acıyı nasıl ölçecek ve farklı olduğunu söyleyeceksin? Öte yandan Acı soyut bir kavram mı bu bile tartışılır. Bir duygu olduğuna göre beyin kimyası ile ilgili bir durum bu. Acıyı nicelleyemezsen onu modelleyemezsin ve bu tartışma "ben senden daha çok üzülüyorum" gibi son derece öznel ifadeler düzeyinde kalır.

"Düşünen" bilgisayar konusuna girersek çıkamayız ama bu konuda B.F.Skinner'ın görüşlerine bir bakmanı öneririm: İnsanın düşünebildiğinden emin miyiz yoksa sadece kendince harici uyarılara tepki veren bir canlıdan mı ibarettir? Kullanılan bazı kavramların ne kadar karmaşık ve belirsiz olduğunun farkında olmadan sorgulamaya çıkmak bizi bir yere götürmez.

Meteoroloji modellemesi deseydin daha yerinde bir örnek olacaktı bence. Bugün hava örüntülerini tam modelleyemiyoruz çünkü havadaki moleküllerin kendi aralarındaki karmaşık ilişkileri tam olarak modelleyebilmek için neredeyse her atomu ya da molekülü tek tek simüle etmen gerek. Ama elbette bilgisayarlar bunu büyük ölçüde aştılar ve bugün %80-90 kesinliğe ulaşılmış. Yarın elbette kapasite ve işlem gücü artacak ve tüm atmosferi modelleyebileceğiz ama oran yine tam %100 olmayacak. Konu bu değildi ama sen hala belirlenirlik yani determinizm bakış açısından hareket ediyorsun gibi geliyor bana. Sanat'a sadece teknik bir yaklaşımdan ibaret kalacak bu çaba bu gidişle. Verdiğin örnekler ısrarla hala "bir gün gelip herşeyin sayısal olarak ölçülebilir olacağı" düşüncesi (ya da teknik yaklaşımı) üzerine kurulu.

Notaları konuşalım: Bunları zaten sıradan bir kitaptan öğrenebilirsin ve hepsi de sana aynısını söyleyecek "Notalar 7 tanedir". Bu kadar. Ondan sonra oktav, diyez, bemol vb bin türlü kavram ile niceleme başlayacak ama dediğim gibi bu teknik yaklaşım bizi "iyi müziğe" götürmez. Bu yazdıklarımın hepsinin hedefi sen değilsin bu arada. Biraz da serbest yazıyoruz varsay, alınma lütfen.

Sinemada şu ana dek bahsettiğin kavramları biliyorsun zaten. Bunlar birer genelleme. Okulda öğretilir ki elinde bir şeyler olsun diye ama bu işin içine girince inan o terimler vb kayboluyor. Bir sinema projesi kapsamında masa etrafında toplandığında kimse o anda sahneden, shottan bahsetmez. Sadece elde yuvarlak bir öykü vardır. Bunu alırsın evirir çevirirsin. İşte o aşamada en önemli şey "temel yaklaşım"dır. Biz ne istiyoruz? Keyfine bir şeyler yapmak mı yoksa gerçekten satacak bir şey mi? BU sorunun ya da soruları cevabı en sonda ortaya çıkacak ürünün kimliğini o anda belirlemeye başlar. Yönetmen mi egemen olacak, yapımcı mı? Başka şeylere benzeyecek mi yoksa yenilikçi mi olacak? Ne derecede olacak? vb vb bu böyle gider. Bundan sonra işin o teknik kısmı başlar ve o öykü uzman yazarlarca temalar, referanslar vb çerçevesinde rahat işlenecek şekilde bölünür. Bunun tanımını yapmak zor çünkü bir tür yoğurt yiyiş bu. Yazar değişir, format değişir. Bir önceki yazarın 2 segmete yaydığını bir sonraki tek shotta vurur geçer. İkisi de güzeldir ya da değildir; bunu söylemek mümkün değil. Bu nedenle sondaki esere bakarak geriye doğru düşünmek ve bunun sonucunda bazı kurallar çıkarmaya çalışmak pek doğru değil. Elbette bu sorgulama engellenemez ve hatta yararlıdır da ama evrensel cevaplara gidemeyiz.

Bu konuyu yıllardır ben de düşünmekteyim. İster edebiyat, ister müzik, ister sinema olsun, tekniğin bizi getirip bırakacağı bir son nokta var. Ötesi, sezgi, büyü, sihir. Bunları anlayamadık ve aslında anlamak da istemiyoruz. Douglas Adams'ın hayatın sırrı olarak verdiği 42 gibi, cevabı bulunca da anlamazdan geleceğiz herhalde.

Bir ara sorduğun güzel bir soru vardı. Shot tutarlılığı üzerineydi. Burası benim de en dikkatimi çeken nokta. Ahenk diye tanımı zor bir şey var işte. Bunu profesyonel yapıyo ama amatör yapamıyor. Amatör, filmi peşpeşe gelen çekimler yani shotlar dizisi olarak sıralıyor. İzlerken oluşan ve çoğu kişinin farkına varmadan sevdiği o ahengi sezmiyor. Yapılan çekimler bu nedenle en başta uzunluk ve kesmeler nedeniyle hatalı. İşin ilginç tarafı ise bugünün başarılı yönetmenlerinin öğrencilik ya da ilk filmlerini bile izlediğinde konu ilginç olmasa da bu ahengi tutturmuş olduklarını görüyorsun. Yani adam olacak adam en baştan belli gibi aslında. Bu ahengi tanımlamak isterdim. En kaba haliyle bunu "shot uzunluğu ile içerik hareketliliği arasındaki oran" gibisinden tanımlayabilirim. Bu unsurlardan ilki nicel ama ikincisi değil. Hatta bu oranın kendisi de daha geniş bir oranın içinde yer alıyor. Ona da mood (kabaca ruh hali) diyelim. Yani kullanılan çekimlerin uzunluğunun filmin genel ruh hali ile uyumlu olması gerektiği gibi yine oransal bir sonuca gidebiliriz ki buna en yakın bilindik kavram tempo ama o da yeterli değil aslında. Bir film sen onu izlemeyi bıraktığında hala üzerinde ağır etki yaratabiliyor. Bunda o ruh halinin önemi büyük. Film bitiyor ama ruh hali sürüyor.

Forumda bugüne dek izlediğim filmler arasında bu çekim ahengini tutturabilene pek rastlamadım. Tutturmuş gibi görünenler de daha çok bunu tesadüfen yapmış gibiler çünkü öyle devam edememişler. Kısacası filmi öğrenenler henüz filmi farketmiş değiller gibi. Bu noktada yol ve yöntemini hatalı bulsam da senin ortaya attığın bu sorunu aslında çok önemli buluyorum ve lafı bu derece uzatmamın nedeni de bu. Demek ki film yapmak isteyenler önce sadece öyküye bakıyor hala. Bakın bugüne dek kaç kişi "süper bir senaryom var ve bana bir iki arkadaş ve bir de kameradan anlayan biri lazım" diye sordu. Konuyu bulunca gerisi teknik bazı ayrıntılar gibi geliyor insanlara çünkü izledikleri filmlerde olup biten onca şeyden habersizler. Bu noktada kendini geliştirenenler var elbette ama film işini sadece teknikten ibaret görme eğilimi hala egemen bence.

Benden bu kadar. Belki de sorunu hedeflemediğin bir noktaya getirdim. Bu nedenle buna son vermek için bu an itibarıyla bu konuyu terkediyorum. Sana arayışında başarılar...
Sinema hem bir hastalık hem de tedavisinin ortak adıdır.

Sorularınızı özel mesaj yerine forum üzerinden herkese açık sormanızı rica ediyorum.

msaricay
Donnie Darko
Mesajlar: 395
Kayıt: 24 Ara 2011 09:50

Mesaj gönderen msaricay » 26 Haz 2014 22:42

bi konuda shot konusundan aynı fikirde olmamız okadar sevindim bilemezsin :) bi oran dedin
o senin tanımlayamdıgın oran bana göre neydi biliyormusun? sana göre matematiksel gelen X ve Y diye bahsettigim degerlerdi..duygu,estetik,aksiyonun bütün bir dengesinden bahsediyordum
işte benim söylemek istedigim buydu...film bittikten sonra bile bu tempoyu hala hissetmeli insan...film bittik den sonra kafamızda film bitmemeli
birisi bana 300spartalı filmini sordugu zaman sadece. ben hemen ordan ruhsal olarak sahneye giderek vucudumla beden dilimle yansıtmam gerek... ben ideal filmin peşinde degilim bunu anlatıyorum... ben kafamda çekeçegim filmin kendi düzleminde(yani senin bahsettigin ritimde hatta estetiik ritimde) olması için çabalıorum hatta öyle bişey söyledim ki sen kaçırdın galiba

senin bahsettigin o ritim için altın orantıyı kullanın demiştim ortaya ne çıkacak merak ediyorum diye ama hiç biriniz düşünmedi ortaya ne çıkar diye siz benim hala matematik formülü peşinde koştugumu sanıyorsunuz...aslında tüm felsefecilerin düşündüklerini toplayıp sentezledim ortaya kendi fikrimi yansıtmaya çalışıyorum....

estetik ritim müzik bunlar göreceli şeyler bu kavramların en ideali diye bişey yoktur... .bana göre bunların ortalaması vardır bende zaman ve mekan içinde senin bildigin programsal timeline değil bahsettigim, hikayenin kendi timeline içinde somut ve soyut varlıkların kendi uzayında hareketidir.

şimdi senin metoroloji örnegi partical sistemler tarafında önceki degerlere göre tahmini yakın degerler ile simule edilmesidir.
matematiksel algoritma için varsayım yaptırılıyor.. çok bi benzetme yapamadım. kafamdaki şeye pek uyduramadım açıkcası

http://vimeo.com/99192951 3:30sn dikkat etmeni istiyorum formlar üzerindeki renkler ve hareketler vs vs başka özelikleri linear ve simetrik ortaya çıkan görüntü sence nedir?ideal bir güzellik degil yada estetik degildir ama tamam anlatmak istedigim anlatmasa biraz fikir verebilir..
bu videodaki çalışma bir müzigin ritimlerine görede hazırlanabilir..hazırlanışına takılma..

acı konusunda yanlış anladın.. bireysel olarak bahsediyorum benim annem öldü diyelim 1000derece acı hissetim
ferdi tayfur öldü 20 derece acı hissederim bana göre böyledir.

ikimizin annesi aynı anda ölse ikimizin çekecegi acıyı karşılaştırmıyorum...sen çok acı çeker ben az çekerim demiyorum.. bireysel olarak degerlendir.

istersen soyut şeylere başka örnek ver?

senin bahsettigin konuya geliyorum estetigin ve ritmin kayboldugu yer...dedigin gibi sette kimse shottan yada bir sonra çekimin uyup uymayacagında düşünmez doğrudur...zaten estetik ve ritim burda kayboluyor ve sonra bunu kurgu masasında düzeltmeye çalışıyorlar
herşey burda kayboluyor...
yönetmen evinde okuyup geldiginde evinde kurguladıgı shotların yüzde 60mı kafasındaki gibi olmuyordur tahminimce..bişekilde kapatıyor o açıgı kapatamazsa dillere düşüyor..

birde şu konu var aslında sinema kamera mıdır? sorusu
bir ressam oturup karakelem ile sayfa sayfa yine bizim tarifimizle shot yada frame çalışıp bir film yapamaz mı?digitale geçirip sonra seslendirip olmaz mı?
hatta bir animasyoncu çizgi karakteri ile oturup film yapamaz mı?
yada ben elime aldıgım dslr ile bir film yapamaz mıyım?
illa set ortamı olması şart degil dimi?
bu soruların cevabı hepsi olur
kocaman settimiz bile olsa kafamızda estetigi ritmi hatta kafamızda seti
karaklemle çizemedikten sonra hiç birimiz.. fulguranın hiç rastlamadıgı filmi izleyemeyiz
benim fikrim
sizleri üzdüysem affola

bu arada düşünmek bir yetidir irdelemek eldeki verilere göre sonuç üretmek..etkiye tepki vermek duruma göre sonuç üretmek..
ama bunları duygu düşünce mantık ve algı süzgecinden geçirdikten sonra ortaya çıkan şeye düşünce diyorum
ve bilgisayar demek istemiyorum ama düşünebilen bir cihaz olacak.. :) o sempozyumda prof çıkıp sormaz mı nasıl olacak diye sorar tabi kafamda kalıp teoriden ufak ipuçları verdim...profun verdigi tepki gelecekten korkuyorum oldu :)
neyse
aslında sizin çektiginiz filmler varsa nette onlar üzerinden tartışsaydık daha güzel olurdu

Cevapla

“Filmcilik Üzerine Tartismalar Yorumlar” sayfasına dön